AŞIR USTA

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir zamanlar merkeze bağlı Kırıksoku Köyümüzde davul, zurna, keman ve darbuka çalarak geçim temin eden kendi tabirleriyle zanaatkarlar vardı.

Yok edilen tol çarşımızda değişik müzik aletleri öğrenerek meslek edinen bu zanaatkarlar belli bir ücret karşılığında, Yozgat’ın 641 pare köyünde yapılan düğün törenlerini 4 gün 3 gece çalarlardı.

Davulsuz zurnasız düğün hemen hemen hiç olmazdı.
Bu insanlar hiç kimsenin işine karışmazlar, siyaset yapmazlar, gelene ağam gidene paşam diyerek görevlerini bir hakkın yerine getirirlerdi.

Kırıksoku Köyünde bu işi yapmayan kimse olmazdı.

Hatta babalar haylaz çocuklarına, ”Bak oğlum sana benden baba nasihati, zanatına hor bakan, boğazına torba takar” derlermiş.

Düğünler genelde ilkbahar ve sonbahar aylarında yapılırdı.
Sair zamanlarda bu insanlar işsiz kalırdı.
Hele kıtlık ve yokluk dönemlerinde iş de bulamazlar, hepsi değilse de birçoğu köylerde dilenirlerdi.

Derdim bunları muaheze etmek değil haşa.
Ama bu da bir gerçekti.

Bunlardan Aşır Usta ihtiyarlamış düğünlere gidemiyor, davul zurna da çalamıyor.
Ne yapsın, çaresiz biçare eşeklerini alıp köylere dilenmeye çıkar.
Sabahtan akşama kadar köy köy dolaşırdı.

Sadaka mukabilinde köylüler evlerinde ne varsa verirlerdi bu tür insanlara.

Aşır Usta, birkaç gün dolaşmış un, bulgur, buğday, patates, soğan ne verdilerse hayvanlarına yükleyip, köyüne dönecektir.
Köyüne dönmeden önce Çallılı Köyüne gelir.

Köy odasının ön balkonunda yatmaya karar verir.
Hayvanlarını bağlar, topladığı iaşeyi bir kenara koyar.
Eşeğin semerini yastık yapıp, kuru yerde yatıp uykuya dalar…

Köyün gençleri Aşır Usta’nın günlerce topladığı bulguru, buğdayı, çalarak bakkala götürüp satarlar. Aşır Usta sabah kalktığında bakar ki tığ tebeşir kalmış.
Sağına soluna bakar kimseye de bir şey diyemez.
Bilir ki zaman zaman köyün delikanlıları bu işi yaparlar.


Oturur ağlamaya başlar…
“Dedemin köyü diye emin bilerek geldim de bulgurumu çaldılar!” diye…

Bu duruma üzülenler olduğu gibi ağıt arasında “dedemin köyü diye geldim de bulgurumu çaldılar” sözüne kızanlar da yok değil.

Bunlardan bir tanesi Ihılının Üsüyündür…

Aşır Ustayı kaldırıp, “Pılını pırtını, habeni torbanı topla bu köyü derhal terk et!” der.

Dediyse de Aşır Usta ağlamaya devam eder.

Ihılının Üsüyün de ustaya iki tekme vurarak, “Ne ağlıyon be adam!” deyince;

“Ağam, bir haftadan beri cer ediyorum (dileniyorum) kolay mı hepsini elimden aldılar.
Zaten açtım!”

Ihılının Üsüyün; ”Derhal köyü terk et! Dört köy daha dolaş yine toplarsın, kaybettiğin ne var” diyerek köyden Aşır Ustayı kovar.

O günkü yaşam tarzı buydu maalesef…

Açlık vardı, kıtlık vardı, sefalet vardı…

Bir tarafta hali vakti yerinde olan insanlar her zaman olduğu gibi var ise de Aşır Usta gibi köy köy dilenerek çoluğuna çocuğuna ekmek temin etmek için koşturan insanlar da yok değildi.

O günler gitsin de bir daha geri gelmesin.

Tok olan aç olanın halinden ne anlar?

Hiçbir insanımız ne aç ne de açıkta kalmasın diyorum Vesselam…

AŞIR USTA
Giriş Yap

Merhaba Yozgat Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!