YÜZ AKI

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Geçtiğimiz gün, Vali Kadir Çakır başkanlığında İl Ekonomi Toplantısı yapıldı.

Yimtaş A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı olarak, iş adamı kimliğimle bu toplantıya davet edildim.

Toplantıda kimler yoktu ki;

Şehrin ekonomik aktörleri, esnaflar, iş adamları, ilgili meslek kuruluşları ve temsilcileri, STK’lar, iş adamları dernekleri, büyük sanayi tesis yöneticileri ve Yozgat’taki tüm İl, İlçe ve Belde Belediye Başkanları katıldılar.

Siyasi partilerin il başkanları, milletvekilleri yoktu.

Sadece gördüğüm kadarıyla İl Genel Meclis Başkanı İskender Nazlı vardı. 

Toplantı başladı, genelde bildik şeyler konuşmacılar tarafından dile getirildi.

Neticede toplantı faydadan hâli değildi. 

Keşke daha sık yapılabilse, detaylandırılsa, yapılacak projeler bir bir izah edilebilse, sıkıntılar ortaya konabilse.

Ziraat Odası Başkanı İsmail Açıkgöz, tarımı ve hayvancılığı dile getirirken, hayvan pazarımızın olmadığını söyledi.

Tarımda, hayvancılıkta, sebze ve meyvecilikte alt yapımızın olmadığını kendince izah etti.

 Anladık ki, İlimizin yüzde yetmişi tarım ve hayvancılığa bağlı olarak kalkınacaktır. Başka yolu yoktur.

Eskiden şehirde yaşayan  iş adamları yakın bildikleri köylüleri bulur, onlara koyun, keçi gibi küçükbaş hatta büyükbaş hayvanları alır, besletir büyütürlerdi. Hayvanın  etinden, sütünden, yününden, derisinden hem bakıcısı hem de sermaye veren kişi  istifade ederdi.

Parayı veren de, emek veren de kazanır, ülke ekonomisine katkı sağlanırdı.

Kolay kolay dışarıdan hayvan ithal edilmez, bir köyde 6-7 sürü koyun varlığımızın yanında yüzlerce büyükbaş hayvanımız olurdu.

Eti daha çok üretir, daha çok yerdik. Şimdi bunları gerçekleştiremiyorsak eğer bunun en büyük sebebi birbirimize güvenememektir.

Bu toplantıda konuşmacılar konuşurlarken, aklıma Ömer Seyfettin’in meşhur “Yüz Akı” hikâyesi geldi.

 Öyküde; Mehmet Efendi epey mal varlığı olan birisidir. Kendi malını şimdiye kadar kime emanet bırakmışsa herkes ona ya hıyanet etmiş, ya malını çalmış ya çar çur etmiş, onu hep dolandırmışlardır.

Hatta 500 adet koyunundan geriye sadece 50 adet kalmıştır. Bu yaşadıklarından dolayı Mehmet Efendi kimseye güvenmemektedir.  
Bir gün en yakın arkadaşı Müftü Efendi ile dertleşirken başına gelenleri anlatıp kimseye güveninin kalmadığını, malını mülkünü emanet edecek bir adam bile bulamadığını, milletin üçkâğıtçı, düzenbaz olduğunu söylemiştir.

Müftü Efendi ise bu iş için beş vakit namazında, yalan  söylemek nedir bilmeyen, son derece güvenilir bir tanıdığı çobanın olduğu söyler. Anlattıkları Mehmet Bey’i baya etkiler ve adama ufakta olsa bir sempatisi oluşur. Bunun üzerine geriye kalan 50 adet koyununu ona emanet etmek ister. Eğer çok doğru dürüst birisi ise ileride tüm malını mülkünü de ona emanet edecektir.  

Müftü Efendi o çobanı çağırır ve Mehmet Efendi ile tanıştırır. Çobana elindeki 50 adet koyunu bir sene boyunca besleyip büyütmesi, bakması için verir. Hizmetleri karşısında artan sürüdeki koyunların beşte birine sahip olacağını söyler.

Günler geçer, aylar geçer bir gün Mehmet Efendi evde otururken çoban elinde bir kap kova yoğurt ve bir koyun postu ile gelir. Mehmet Efendi, koyunlarının sayısının baya arttığını düşünüp, içten içe sevinir ancak öyle olmamıştır. 

Çoban anlatmaya başlar. Aldığı koyunların hepsinin kısır çıktığını bu yüzden sayılarının hiç artmadığını, belli bir süre içinde çoğunun hastalanarak öldüğünü, bir kısmını kurt yediğini, en sonunda elinde bir adet koyun kaldığını, onunda sütünden yoğurt yapıp getirirken kayalıklardan düşüp öldüğünü, hemen oracıkta derisini yüzdüğünü söyler. 

Bunları duyan Mehmet Bey çok sinirlenir ve yoğurdu aldığı gibi çobanın kafasına geçirir. O sırada eve gelen Müftü Efendi çobanın halini görür ve ne olduğunu sorar.

Çobanda elini yüzüne sürer, gözlerini açar. “Elhamdülillah yüzümüzün akıyla bu işten de kurtulduk” der.

Keşke ahlâki değerler istismar edilmese, güven esas olsa, insanlar bu kadar menfaatperest olmasalar, olmayan olandan istifade etse, parası olan parasını ziyadeleştirse, öbürü de emeğinin karşılığını alsa. Hem kendileri kazansa, hem de ülkemiz kazansa. Kimsenin kafasına yoğurt bakracı geçirilmese.

Bankalardaki âtıl duran paralar, hayvancılığa ve diğer yatırımlara  aktarılabilse, kâra dönüştürülebilse, insanlarda birbirine güvenip el ele verebilirse güzel bir gelecek bizi bekliyor diyorum. Vesselam…

31 EKİM 2019 PERŞEMBE

YÜZ AKI

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Merhaba Yozgat Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!