DOLAR

18,8116$% 0.01

EURO

20,4382% -0.29

STERLİN

23,3099£% -0.23

GRAM ALTIN

1.164,52%-0,15

ÇEYREK ALTIN

1.917,00%-0,15

BİTCOİN

442780฿%2.1797

a

TUTULMAYAN SÖZLER

Van da meydana gelen depremin ardında tek yürek olan milletimiz, bu doğal afet karşısında yardım kampanyaları düzenledi. Televizyon ekranlarında vaatler verildi. Bunlardan 3 milyon lira bağış sözü vermişti bir müteahhit firma sahibi. İş yardımı vermeye gelince ortadan kayboldular bir bir.

 Haydin bakalım getirin vaat ettikleriniz, dendiğinde alınan cevap manidardır. ‘3 milyon mu? Sarhoştum ne söylediğimi hatırlamıyorum!’ Bir başka hayırsever vatandaşımız ise büyük bir inşaat firmasının patronunun yeğeni çıktı. Yeğen, canlı yayında, 1,2 milyon Dolar bağışlayacağını söylemişti ama yetkililer kendisini arayınca, “Amcam yardımda bulunmama izin vermedi” diye savunmaya geçti.

Bunun gibi büyük iş adamlarımızdan Mehmet Gülay Yozgat’ımıza tıp fakültesi binasını yapmayı vaat eder yüksek sesle. Hem de nerede? Galata çamlık otel de. Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve meclis başkanı Cemil Çiçek’ in huzurlarında. Kimler yoktu ki o toplantıda bütün Yozgat eşrafları, sivil toplum örgüt başkanları, basın camiası ve diğerleri önünde.

Yozgat valimiz Necati Şentürk mikrofonu alır eline, yapılan taahhüttün ne zaman yapılacağının takvime bağlanmasını büyük bir ustalıkla ister Mehmet Gülay’dan. O da Ih.. mıh.. tan sonra bir tarih söyler. Usta siyasetçi, Kayserili Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül Allah izin verirse bende o tarihte açılışa geleceğim diyerek işi bitirir. Katılımcılar da bu anı ayakta alkışlarlar. O gün bu gün Tıp Fakültesinden hiçbir eser yoktur. Taş üstüne taşta konmamıştır.

Mehmet Gülay’ın vaadi ise Galata Çamlık otelinin tavanın da hoş bir seda olarak yankılanmıştır. O kadar. Bunu niye anlatıyorum? 1960’ lı yıllarda Yozgat ta demircilik yapan ermeni vatandaşlarımızdan yakinen tanıdığım Kirop Kalaslıoğlu’ndan bahsetmek istiyorum. Kendisi öğrencilik yıllarımızda şimdiki maliye lojmanlarının önünde bulunan kaldırımın üzerinde demircilik yapardı. İlkbahar da yaptığı kazma, balta, karasaban, pulluk, ızgara gibi tarım aletlerini harman veresiyesine yapardı. Tahsilatını da eline aldığı veresiye defteriyle sonbahar da köy köy gezerdi. Bir köyde bir hafta kaldığı da olurdu.

Alacak tahsilatı için bizim köye gelmiş, babam merhum Adil hoca da köyün imamıdır. Köy camisine araların da para toplayıp soba kurmak isterler. O zaman camide ne baca var, ne de soba. Yapılacak işin maliyeti olan 20 lirayı bir araya getirip toparlayamazlar.

Köy odalarının birin de arabaşı ziyafeti olur. Bu konu görüşülür. Kirop Kalaslıoğlu da oradadır bu olaya vakıf olur. Oda cemaati dağılır gecenin bir yarısında. Babamda evine gitmek üzere odadan ayrılır. Köyde elektrik yoktur o günlerde. Zifiri karanlıkta çamur her taraf. Babam peşinden birisinin geldiğini görür. Ürperir, korkar. “Korkma Adil hoca benim ben. Köyünüzün camisinin ihtiyacı olan parayı ben vermek istiyorum kabul edersen. Alır mısın şu 20 lirayı hiç başka kimseden isteme. Odada halkın arasında para vermeyi yardım yapmayı uygun görmedim.” Halkın içinde niye vermedin dediğinde, dönerek” bu tür yardımlar da gizlilik esastır. Bir başka konu biliyorsun ben bir ermeni vatandaşıyım. Açıktan verseydim bu parayı bir lüzumsuz çıkıp ‘gavur’un parasını camiye nasıl alırız’ derse işte ben o zaman kahrolurdum. Bu nedenle kimsenin duymasını istemedim” der Kirop Kalaslıoğlu.

 O parayla caminin ihtiyaçlarının giderildiğini duymuştum babamdan. Heyhat! Heyhat! Birileri veriyor parasını, zifiri karanlıkta kimse görmeden. Birileri de kuru kuru vaat ediyorlar TV ekranlarından, sözünün arkasında durmuyorlar. İbret almamız gereken olaylar bunlardır diyorum. Vesselam… 16 OCAK 2012 PAZARTESİ

ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

KONU YOZGAT

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.