ŞEYHZADE AHMET EFENDİ’Yİ UNUTMADIK

Bugün Şeyhzade Ahmet Efendi adıyla bilinen Yozgat’ımızın manevi önderlerinden Ahmet Şevki Ergin Hocamızı anlatmak istiyorum. Ben kendilerini çocukluk...

Ahmet Büyüksoy
Ahmet Büyüksoy Tüm Haberleri

Bugün Şeyhzade Ahmet Efendi adıyla bilinen Yozgat’ımızın manevi önderlerinden Ahmet Şevki Ergin Hocamızı anlatmak istiyorum.

Ben kendilerini çocukluk yıllarımdan beri tanırım.

Yozgat’ın kıymetli şahsiyetlerindendi.

Yozgatlı olup da adını bilmeyen hemen hemen yoktur.

Şehzade Ahmet Efendimiz sadece Yozgat’ta değil başka illerde de tanınır, sevilir, saygı duyulur.

Ben fırsat buldukça camisine gider, arkasında namaz kılar, her vesileyle elini öper, evindeki sohbetlerine katılırdım.

Cömert bir insandı. Kim ne zaman yanına gelse mutlaka bir şey ikram ederdi.

Gül suyundan nane şekerine, elmasından, eriğinden muşmulasına kadar…

Bir sonbahar günü evinin altında ki odasında sekiz on kişi bir arada oturmuş Efendiyi dinliyorduk. O sırada kapı birden açıldı, içeri giren tanıdığımız bir meczuptu, selam verdi…

Efendinin yanı başına bacak bacak üstüne atarak oturuverdi.

Efendi konuşurken meczup söze girdi birden.

– Beni Arabistan’a göndersene baba!

– Ne yapacaksın evladım?

Cebinden bir elma, bir kaç tane muşmula çıkartı önüne koyuverdi Efendinin.

Sonra aralarında şöyle bir konuşma geçti.

Şeyhzade Ahmet Efendi sordu;

Nereden aldın bunları?

– Nereden olacak senin bahçenden aldım.

-Bana mı getirdin?

– Evet, afiyetle ye.

– Ben yersem misafirler ne yapar?

Al bu elmayı dilimle herkese dağıt.

– Bıçak yok.

–Sen erkek değil misin? Erkek olan bıçak taşır.

Meczup efendiye bakarak dedi ki:

– Burada senden başka erkek mi var?

İstersen sor, kimsede bıçak yok. Baba, bıçağını ver de elmayı dilimleyeyim.

Efendi elini hemen yeleğinin cebine attı, bıçağı çıkartıp meczuba verdi.

– Bu elmayı dilimle herkese birer dilim ver dedi.

Efendinin dediğini yaptı meczup. Herkese birer dilim verdi.

Onun bu hareketlerini hoş gördü. Sırtını sıvazladı ve tek kelimeyle sevdi ve dedi ki:

– “Evladım bıçak, ayna ve tarak taşımak sünnettir.”

Yeleğinin cebinden hepsini tek tek çıkarttı sehpanın üzerine koydu. O güne kadar bunların sünnet olduğunu doğrusu bende bilmiyordum. Bu vesileyle öğrenmiş olduk.

Bir başka gün ise önceden köy imamlığı yapmış, sonradan bir kurumumuzda Müdür olan arkadaşımızla ziyaretine gitmiştik.

Elini öptük…

Şeyhzade Ahmet Efendimiz Eşrefoğlu Rumi Risalesinden, ‘Arslan’ Hikâyesi’ni okuyordu.

Bizde dinliyorduk.

Söz dönüp dolaşıp İstanbul’daki Ayaklı Kütüphane’ye geldi.

Bizim Müdür Efendi, sözünü kesti ve söze girdi:

“Ben Ayaklı Kütüphane ‘den ders aldım. Arapça, Osmanlıca bilirim” diyerek ilminden bahsetti.

Biraz sonra Efendi elinde ki Risaleyi müdüre uzattı.

– Evladım, gözüm görmüyor, kaldığım yerden oku da dinleyelim dedi.

Risaleyi eline verdi.

Bizim ki risaleyi evirdi çevirdi bir türlü okuyamadı.

Mübarek şöyle gözlüğünün altından tebessüm ederek baktı…

– “Evladım Ayaklı Kütüphanenin talebesi bu risaleyi okur” dedi.

Bizim İmam Müdür perişan oldu. Kızardı bozardı.

Hoca efendi onun mahcup olduğunu gördü. Elinden alarak kaldığı yerden devam etti.

Biz ise o günden sonra Ayaklı Kütüphanenin talebesi diye müdüre latife ettik.

Başka bir tarihte İsmail ağa Cemaatinin Şeyhi Mahmut Efendi, Ahmet Efendi’yi ziyarete gelmişti. Fırsattan istifade bende o ziyarette bulundum.

Efendi hastalığının son demlerinde idi. O dönem Şehzade Ahmet Efendi yemeden içmeden ve hiç konuşmadan uyurdu.

Mahmut Efendi içeri girince konuşmaya başladı.

Yüksek sesle yattığı yerden “Beni doğrultun!” dedi.

Kollarına girildi, arkasına yastık konuldu. Oturma vaziyetine getirildi.

El sıkıştılar. Meğer efendinin gözü görmüyor, kulağı da duymuyormuş.

“Misafirim hoş geldin, sefalar getirdin. Bizi memnun ettin” diye başladı söze.

Adeta kumrular gibi konuştular, halleştiler.

İlyas Hafızı işaret ederek:

– “Evladım, bir aşr-ı şerif okur musun?” dedi.

O da besmeleyi çekip okudu. O an gerçekten görülmeye değerdi.

Velhasıl kelam Şehzade Ahmet Efendi’yi anlatmaya kelimeler yetmez.

O, bir gönül adamı Allah dostuydu.

Kalp kırmadan insanları Allah için seviyordu.

Efendinin vefatıyla üzerimizden bir yıldız kaydı.

Biz biliyoruz ki “Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.”

22 yıl önce böyle bir kış gününde binlerce kişinin omuzlarında Rabbine kavuştu.

Allah şefaatinden mahrum etmesin. Vesselam…

06 Oca 2024 - 13:13 -

Mahreç  Ahmet Büyüksoy


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Merhaba Yozgat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Merhaba Yozgat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Merhaba Yozgat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Merhaba Yozgat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.