DOLAR

18,8383$% 0.1

EURO

20,3282% -1.12

STERLİN

22,7007£% -1.55

GRAM ALTIN

1.128,40%-2,33

ÇEYREK ALTIN

1.881,00%-0,94

BİTCOİN

437776฿%-0.58648

a

SAMİMİYET

Maalesef günümüz insanı çalışmadan, terlemeden, yorulmadan kısa yoldan netice elde etmeyi hedefliyor.

Bin türlü mazeret, yakınma devamında ise  başkalarını suçlama… Başkalarını suçlamak, en iyi yaptığımız işlerden biridir.

Çocuklarımızı iyi yetiştirememenin suçunu bile ya Milli Eğitim sistemine, ya okula, ya öğretmenlere, ya komşuların yaramaz çocuklarına, ya da tümüyle devlete atıp işin içinden sıyrılıyoruz.

Çabalamayı gayret göstermeyi bir kenara bırakıp yakınmayı daha çok seviyoruz. Ayrıca çok çabuk vazgeçiyor, değerlerimizden kolay taviz veriyoruz.

Geçtiğimiz 40 yılda köprülerin altından çok sular aktı ve geçti.

Bir dönem sakal merakı sarmıştı. O kadar fanatik bir hale dönüştü ki bazı sakalsız olan kişileri Müslüman bile saymazlardı o günlerde.

Bir gün kurban mevzusunda iki arkadaş tartışırlarken sakalsız adamı nerdeyse dinsizlikle itham edecekti fanatik bir arkadaşımız.

Araya girerek işi tatlıya bağladığımı hatırlıyorum. Aynı arkadaş hızını alamayarak telefonla müftü efendiye bu adamın Müslüman olup olmadığını, kurban kesip kesemeyeceğini sormuştu bile.

Gün geldi o arkadaşımızın başka bir şehre tayini çıktı, sakalını da kestirdi. Emekliliği gelmesine rağmen hâlâ 40 yılı aşkındır memuriyet görevini sürdürüyor sakalsız olarak.

O gün taviz vermeye yanaşmayan, katı kurallar içinde olan birçok arkadaşımız sonradan ne tavizler verdiler yaşantımızdan ve öz değerlerimizden.

O tür arkadaşlar bilmiyor ki, çok önemsediği, neredeyse inançlarının temeli saydığı konular gün geldi sapır sapır döküldü.

Mücahit olanların bir çoğu müteahhit oluverdiler.

İş nefsimize hoş gelince de maalesef taviz vermeye başladık inançlarımızdan değerlerimizden birer birer. Hal böyleyken suçluyu neden kendi dışımızda arıyoruz?

Asıl suçlu biz değil miyiz?

Günah bizim günahımız değil mi?

Sorun korkularımızdan kaynaklanmıyor mu?

O tür arkadaşlar davranışlarını mazur göstermek için onca nefes tüketeceğine, sadece “İnancıma ve ilkelerime bağlıyım, helalinden bir dilim ekmek neyime yetmiyor” deseydi daha güzel olmaz mıydı?

Hz. Âdem’den (a.s.) itibaren Hz. Muhammed (s.a.v)’e kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin hayatına bir bakın bakalım, aralarında, “hırs ile geçim derdine düşenler” var mı?

“Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın” tekerlemesine sığınanı gördünüz mü?

“Maslahat icabı” inançlarından, ilkelerinden taviz veren bir peygamber olduğunu duydunuz mu?

İnandığı davasından zerre kadar taviz verdiklerini duyduk mu?

İlk günü ne tebliği etmişse sonuna kadar aynı şeyi söylemişler, aç kalmışlar, açık bırakılmışlar, taşlanmışlar, bağrına taş bağlamış, hasır üzerinde yatmış ama yılmamış çalışmış gayret etmiş mücadele etmişler. Kısacası ölüm gelmeden önce nefislerine dur diyebilmişlerdir. Nasıl inanmışlarsa öyle yaşamışlar!

Baskıysa baskı, zulümse zulüm, ölümse ölüm! Şiddet karşısında bile itidalden uzaklaşmamış, tatlı dil, güler yüzle, en güzel şekilde tebliğlerini yapmışlardır.

Her Musa’nın bir Firavunu her İbrahim’in Bir Nemrut’u vardır. Efendimiz karşısında Ebu Cehil vardı. Nemrud, Hz. İbrahim’i ateşe attı. Ateş gülistana döndü. Firavun, Hz. Musa’yı Nil Nehrinde boğmaya kalktı, ordusuyla birlikte kendisi boğuldu. Ebucehil, Efendimizi doğduğu şehirden kovdu, ama kısa bir süre sonra muzaffer olarak aynı şehre dönmesini engelleyemedi.

Samimiydiler. Dürüsttüler. Yüreklerinin en derin yerlerine kadar imanlıydılar ve inançlarında sebat etmeye kararlıydılar.

İşte örnek alacağımız hususlar bunlar olmalıdır, diyorum.

Vesselam… 26 NİSAN 2022 SALI

ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

TADI BOZULAN DOMATES…

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.