DOLAR

18,8087$% 0.01

EURO

20,4700% 0.17

STERLİN

23,2778£% -0.14

GRAM ALTIN

1.166,20%0,13

ÇEYREK ALTIN

1.921,00%-0,31

BİTCOİN

436265฿%-1.31977

a

KUTSAL KUTSAL TOPRAKLAR-2

Umre dolayısıyla gitmiş olduğumuz kutsal topraklardaki izlenimlerimi anlatmaya bugünde devam etmek istiyorum. Bu güzel seyahati Allah herkese nasip eder inşallah. Dünyada yaşayan her Müslüman, anne ve babalar hayatta hep bir şeyi arzular. O kutsal beldeleri düşünüp dururlar. Bir ah ederek ‘İnşallah bir gün’ der dururlar. İnanan bir insanın gönlünde ki o kutsal belde hiç şüphe yoktur ki Mekke, Medine ve  Kutsal Hicaz beldelerdir.

Hayatında bir kez olsun oraya gitmeli diyenler olduğu gibi hayatını buna göre tanzim edenler de vardır. Bu beldelere ‘gençken gitmeyelim, biraz yaşlanalım da öyle gidelim’ diyenlerimizde çoktur. Kim ne düşünürse düşünsün. Oraya bir kez giden hiçbir zaman ben gittim tamam diyemiyor. Çünkü oralar insanı öyle bir etkiliyor ki; daha oradan ayrılmadan önce ellerini kaldırıyor havaya, “Yarabbi! Bu beldelere bu güzel yerlere tekrar tekrar gelmeyi nasip et” diyor. İkinci, üçüncü kez gelme hülyasını kuruyor gönlünde.

 Oralar 400 sene boyunca bizim olmuş. Urfa, Diyarbakır, Samsun nasıl bizim şehrimizse Mekke, Medine, Halep, Şam’da bizim şehirlerimizdi asırlar boyunca. Bu kutsal beldeler insanı niye etkiler? Çünkü oralar İslam güneşinin doğduğu, hac farizasının yapıldığı mekânlardır. Çünkü orada atalarımızın izleri vardır. Çünkü oralar Hz. Âdem ile Havva’nın buluşma yeridir. Sadece tavaf alanında yetmişe yakın peygamberin kabirlerinin olduğu rivayet ediliyor.

Hz. Nuh burada doğmuş, burada yürümüş… Hz. Hud Peygamber devesini sürmüş… Hz. İbrahim Kâbe’yi yapmıştır. Hz. Hacer hicretin gelini olmuş. Hz. İsmail burada avlanmış. İlk vahiy burada gelmiş… İslâm burada devlet olmuştur. Sizlere her Cuma anlatmaya çalıştığım, güzel sözler başlığıyla verdiğim Ammar Bin Yasirler, Hz. Bilaller işkenceler içinde kızgın kumlara burada yatırılmış, Selmani Farisiler, Veysel Karaniler, Peygamber kokusunu almak için buralara göç etmişler. Aliler, Osmanlar, Abbaslar, burada büyümüşler. Hz. Hamza şehitlerin başı olarak yüzlerce, binlerce sahabe şehadet şerbetini bu yerlerde içmişlerdir.

Örümcek, ağını Sevr mağarasının ağzına örerek Allah’ın Resulünü onun yakın dostu Hz. Ebubekir’i burada saklamış, düşmanlardan korumuş, güvercinler yuvalarını mağaranın ağzına burada yapmıştır. Geçmiş tarihlerimizde nice kahramanlar buralar için mücadele etmiştir.

Ömer Bin Abdülazizler servetini buralara harcamışlardır. Abdullah Bin Zübeyr zalimlere karşı ordularını buralarda hazırlamış. Halid Bin Velid buraların hadimliği için yanıp tutuşmuş. Nureddin Zengi fitne tohumlarını burada söndürmüştür. Nureddin Zengi deyince, Selahaddin Eyyübi akla gelir. İsrail’in başkenti yaptığı Kudüs’ü İslam beldesi yapan Selçuklu sultanının babasıdır. Anlatılana göre, Nureddin bir gece Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’ı rüyasında görür. Peygamberimiz ona, “Nureddin, şu iki kişi beni rahatsız ediyor” der. Bu rüyayla irkilen Nureddin, bir müfreze asker ile birlikte derhal Şam’dan Medine’ye, yanına çok miktarda hediyeler alarak gelir. Bu hediyeleri Medine’de ki herkese dağıtır. Maksat, Efendimizin gösterdiği o iki insanı tanımaktır. Hediyeler biter, Efendimizin gösterdiği o iki kişiyi bulamaz. Oradakilere sorar, “Medine’de hediye almayan birileri kaldı mı?” Derler ki; şu karşıdaki çadırda iki kişi var. İtikâfa girmiş, kimseyle görüşmezler, devamlı ibadet ederler. Kendi hallerinde hayatlarını sürdürürler. Dürüst, sadık insanlardır. Derhal onların getirilmelerini emreder. Hediye alıp, almadıklarını sorar. Derler ki, “Biz varlıklı insanlarız. Hediye ihtiyacımız yok. Fakir, fukara, garip guraba alsın istedik.” Çadırın içerisindeki hasırı kaldıran Nureddin bakar ki, peygamber efendimizin gösterdiği kişiler bunlar. Müslüman değillermiş. Meğer bulundukları çadırın altından Peygamber efendimizin yattığı mübarek ravzasına tünel kazıyorlarmış. Çok az bir mesafe kalmış. Efendimizin na’şını çalacaklarmış. Nureddin, derhal efendimizi rahatsız eden bu iki kişiyi etkisiz hale getirir. Efendimizin mübarek sandukaların bulunduğu yeri 6 metre derinliğinde kazdırarak, kurşun döktürür. Böylece büyük bir fitneyi defeder.

 Selahaddin Eyyubi, Kılıçaslan kılıç sallayıp, cenk etmekten buraları ziyaret edememişler. Şeyh Şamil gibi İslam mücahitleri buralara gelmiş, bir daha dönememişlerdir. Osmanlıların hak âşık sultanları ciddi bir hadimlik anlayışı içinde Kabe’nin örtülerini İstanbul’da hazırlatmış, gözyaşları içinde buralara göndermişlerdir. Kutsal beldeleri korumak uğruna açlık çeken askerlerimiz çekirge yiyerek Fahrettin Paşa komutasında düşmana kılıçlarını teslim etmemişlerdir.

 Sahabeler ve tabiinden sonra Harem-i Şerif’in hizmetçileri olmaktan gurur duymuşlar, en güzel, en büyük yatırımları ecdadımız buralara yapmışlardır. İşte bunları düşünerek, tefekkür ederek umre yaparsanız, hacca giderseniz, bu hadiseler karşısında ağlayanlar, gülenler, buraların hasretiyle yananlar ve buralar uğruna canlarından olanlar…

 Müslüman’a düşen görev ise tüm bu yaşananların ve var oluşun inşa edildiği mekânları, bu topraklarda yaşayan seçkin hayatları tanımak ve yaşanan hatıraların en küçük detaylarına vakıf olarak gezmek, görmek bunları düşünerek tefekkür etmektir. Aslolan oralarda bir zamanlar efendiler efendisi Hz. Peygamber dolaşmıştı. Ayağımızı yere basarken daha dikkatli olmalıyız. Kutsal topraklarda kaldığımız süre içerisinde otellerimizde oturarak değil, mescitler dışındaki beyaz mermer üzerinde dolaşan çekirgeleri değil, özellikle ikindi gölgesi çöktüğünde Mescîd-i Haram ve Mescidi Nebevinin beyaz mermerleri üzerinde Osmanlı’yı ve Fahrettin Paşa’yı hatırlamayı ihmal etmedik diyorum vesselam…

 8 TEM 2010 PRŞ

ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

KUTSAL TOPRAKLAR -1-

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.