ÖLÜSÜYLE DERS VERDİ ERBAKAN

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bu dünyadan bir Erbakan gelip geçti. O mümtaz şahsiyeti 1969 yılında Milli Nizam Partisinin kuruluş günlerinde Arzuhalci Kemal Akbaba’nın yazıhanesinde, elime tutuşturulan bir bildiri ile tanıma imkânı bulmuştum.

Daha sonraki yıllarda Milli Selamet, Refah, Fazilet ve Saadet Partilerinde aktif görevlerim oldu. İl genel meclisi üyeliği, il başkanlığı görevlerinde bulundum. Erbakan Hocam, ne zaman bir miting yapsa, orada olmanın hazzını doyasıya yaşardım. Teşkilatta yeri geldi çaycılık, hademelik, kürsülerde sunuculuk, yaptım. Bayrak astım, organizasyonlara katıldım, il hatipliği yaptım. Yozgat’ın bütün köylerini konuşmacı olarak gezme imkânım oldu.

Dini bütün, sağlam düşünceye sahip bir genç olarak yetişmemizde, önce Allah’ın sonra merhum babamın, daha sonra da Erbakan Hocamın büyük katkıları oldu. 1970’li yıllarda Demetevler Milli Görüş Kültür Sarayında onun dizinin dibinde eğitim gördüm. Onun diliyle, “Hayat, iman ve cihattır.’ telkiniyle irkildim. Yine “Bir işin başı nefis olursa sonu hüsrandır” dediği bugün ki gibi hatırımdadır. Bu güne kadar öğrencilik yıllarımda dâhil hep hocamın yanında oldum.

Geçtiğimiz Pazar günü vefat haberini hıçkırıklar içinde söyleyen kayınpederim Topçu’lu Çavuş Ağa oldu. Dünya başıma yıkılmıştı. “Hey! koca dünya” deyiverdim kendi kendime. Aynı şekilde gözlerim doldu, ilk aklıma gelen “bu dünyadan bir yıldız daha kaydı” oldu.

Yasin Hatipoğlu’nun Şehzade Ahmet Efendi için yazdığı dörtlük hatırıma geldi.
“Küllü nefsin zâikâtül mevt ile geldi ecel.
Bir ömür bitti efendim, yeni bir ömre bedel.
İtikadım o ki, tebcile melekler yarışır.
Beşerin harcı ölümdür, ne ebettir ne ezel”

Ne güzel de söylemiş, ağzına yüreğine sağlık. Hemen televizyonun başına geçtim. İçin için ağlıyordum. 42 yıllık teslimiyetim, gördüklerim, duyduklarım gözümün önünden bir film şeridi gibi gelip geçiyordu. Hangisini söyleyeyim ki:
“İman varsa imkân da vardır.”
 “Nefis terbiyesi Peygamber yoludur.”
“Nefse esaret firavunların yoludur.”
“Nefsimizi terbiye etmek görevimizdir.”
“Hak varken batıla hizmet edilmez.”
 “Sıratı müstakimden şaşmamak gerek.”
“Siz Allah’ın yoluna yardım ederseniz, galip gelirsiniz”
“El âkibetül müttakim”
 “Zafer inananlarındır.”

Erbakan Hoca, şefkatli, merhametli ve zarif bir liderdi. O Türkiye’nin ve dünyanın yetiştirdiği en büyük devlet ve siyaset adamıydı. Cenaze için dostlarımızla konuşarak ilk önce Ankara’da ki Genel Merkeze, oradan da İstanbul’a hareket ettik. Fatih’te yer bulamayız endişesiyle Eyüp camiine sabah namazını kılmak için gittiğimizde, caminin içi dışı hınca hınç doldurulmuştu, yer bulmakta zorlandık.

Eyüp’ten Fatih Camine yaya olarak gittik. İstanbul kendine sığmıyordu. İnsan seli hâkimdi, cadde ve sokaklara. Havanın soğuk olmasına aldırış etmeden, kadın, kız, çoluk, çocuk, yaşlı, genç herkes Fatih Camiine doğru yürüyorlardı. Fevzi Paşa Caddesinden gidemeyeceğimizi anlayınca, ara sokaklardan yukarı çıkarak girmeyi denedik. Zorda olsa caminin avlusunda 20-25 metre anca ilerleyebildik.

Fatih Caminin etrafı, caddeler, sokaklar sanki mahşer yeriydi. Hayattayken hep konuşan, emirler yağdıran Erbakan gitmiş, yerine konuşamayan, tabut içerisinde Mevla’sına hicret etmiş bir Erbakan yatıyordu. İlk defa konuşmuyor, konuşamıyor, konuşulanları dinliyordu belki de.

Tüm talebeleri oradaydı. Kimi Cumhurbaşkanı, kimi Başbakan, kimi Meclis Başkanı, kimileri Belediye Başkanı, kimileri Milletvekili, kimileri de bürokrat, yazar, çizer, iş adamları saf tutmuşlar tüm ülke insanlarıyla yan yana, omuz omuza gelmişler. İğne atsan yere düşmeyecek bir şekilde yüz binlerce insan.

 Kimler gelmedi ki sağ olsunlar. Deniz Baykal, Tansu Çiller, Askeri erkân, 62 ayrı İslâm ülkesinden gelen insanlar bir bir yerlerini aldılar. Hepsi de bir görevi ifa için oradaydı.

En çok etkilendiğim Mahmut Ustaosmanoğlu (Mahmut Efendi) oldu. İlerlemiş yaşı, tekerlekli sandalyede kendisine yapılan bir anonsla insanlar arasından zorlanmadan dostunun cenaze namazını kılmaya gelmişti. İşte o anda kendimi tutamadım. Ağlıyordum. Cenaze namazını Lütfü Doğan Hocamızın kıldıracağı anons edildi. Lütfü hocamız, aziz misafirin önünde “Er kişi niyetine” diyordu. Yüz binlerce insan o andan itibaren birden kıbleye yöneliverdi.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hocamız, Erbakan Hocamızın şanına yakışır bir şekilde enfes bir konuşma yaptı. Milyonlardan helallik diledi. “Merhuma hakkınızı helal ediyor musunuz?” dediğinde, hep bir ağızdan “Helal olsun’’ sedaları semayı inletiyordu.

Oğul Fatih Erbakan “O, son nefesine kadar canıyla, malıyla cihat etti” diyordu. Fatih camisinden yükselen tekbir sesleri arasında, omuzlar üzerine alınan naaş, arkasında yüz binlerce insan eşliğinde, 3,5 saatlik bir yolculuk sonunda ebedi istirihatgâhında toprağa veriliyor.

Kuran hafızlarının okuduğu aşr-ı şerifler arasında. Allah öyle bir ölümü herkese nasip etsin. Erbakan Hocamızın dirisi bir başka idi. İnsanlara ders verirdi. Ölüsüyle de ders veriyordu sanki. Her zaman dediği gibi “bizim davamızın esası şefkattir” Allah (cc) hepimizi cennetinde buluştursun. Erbakan Hocamızın ruhu şâd, mekânı cennet olsun, diyorum vesselam… 4 MART 2011 CUMA

ÖLÜSÜYLE DERS VERDİ ERBAKAN
Giriş Yap

Merhaba Yozgat Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!