DOLAR

18,8075$% -0.01

EURO

20,4276% -0.06

STERLİN

23,2626£% -0.21

GRAM ALTIN

1.163,45%-0,11

ÇEYREK ALTIN

1.915,00%-0,41

BİTCOİN

435242฿%-1.92014

a

MOLLA CÂMÎ

Molla Câmî 1414 yılında İran’ın Cam kasabasında doğdu. Esas adı Nureddin Abdurrahman B. Ahmed’dir. İranlı filozof Anadolu da Molla Câmî diye tanınıyor.
Arap edebiyatı ve felsefede derinleşerek İran’ın büyük bilginlerinden biri oldu. Tasavvuf felsefesi içinde önemli bilginlerden sayılmaktadır. Zamanında bir allime (her şeyi bilen, büyük bilgin) sayılmıştır. Arapça şiirler yazmış, musikiyle ilgilenmiştir. Yusuf ile Züleyha, Leyla ile Mecnun gibi şiirleri vardır. Beş yaşında Muhammed Parisa huzuruna götürülüp, teveccühüne mazhar oldu.
İlim ve takva sahibi olan babası Nizameddin Ahmed, oğlunun ilim ehli olmasını istiyordu. Daha çocukken Semerkant’taki Nizamiye Medresesine götürdü. Câmî, henüz küçük olmasına rağmen zekâsı, meseleleri anlamaktaki fevkalade kavrayışı ile dikkat çekti. Böylece hocaları ve arkadaşları üzerinde büyük bir tesir uyandırdı. Kısa zamanda okuması gereken kitapları bitirip, mezuniyet derecesine gelmiş, talebelerin okuduğu kitapları okumaya başlamıştır. Hocaları; ‘Semerkant, Semerkant olalı, Molla Câmî’ den daha zeki ve kabiliyetli bir kimse görmedi’ demekten kendilerini alamadılar.
Din ilimlerinin yanında fen ilimlerine de ilgi duyan Molla Câmî, Uluğ Bey gibi bir ilim aşığı sultanın devrinde, hem de Semerkant’ta ilim öğrenmeye çalışıyordu. Uluğ Beyin de hocası olan Kadızadeî Rumi’nin matematik derslerine devam etti. Herat’ta meşhur astronomi âlimi Ali Kuşçu ile görüştü. Ali Kuşçu ona astronomi ilmiyle alakalı, içinden çıkılması zor birkaç mesele sordu. Molla Câmî hepsini en ince ayrıntılarına kadar ayrı ayrı cevaplandırınca, Ali Kuşçu bu cevaplar karşısında hayran kaldı.
Kısa zamanda aklî ve naklî ilimleri tamamlayan Molla Câmî, Herat’taki meşhur beş âlimden biri oldu. Sa’düddin-i Kaşgarî’den tasavvuf ilmini öğrenen Molla Câmî, yüksek derecelere kavuştu. Hocası ile tanışmadan önce, onu rüyasında görmüş, Kaşgarî, rüyasında kendisine: “Git kardeşim, bir dost bul ki, terki imkânsız olsun” mısrasını söylemişti. Bu işareti alan Molla Câmî, Sadüddin-i Kaşgarî’nin sohbet ve derslerine devam edip, feyz alarak kemâle geldi, insanlara doğru yolu göstermekle vazifelendirildi. 1469 senesinde Herat’ı alan Timuroğulları hükümdarlarından Hüseyin Baykara ve Ali Şir Nevaî gibi ileri gelen zatlarla dost oldu.
Bağdat’ta Ashâb-ı kiram düşmanları ile yaptığı münazaralarda daima galip geldi. Fatih Sultan Mehmed Han, Molla Câmî’nin Halep’te bulunduğunu tahmin ettiği sırada, kendisini çok iyi tanıyan Hâce Ataullah-ı Kirmânî ile beş bin altın hediye gönderdi. Ancak Molla Câmî Halep’ten ayrıldığı için görüşemediler. Bu yolculuğu sırasında daha önce vefat etmiş büyüklerin kabirlerini ziyaret etti. Medine’ye geldiği zaman, Peygamber (s.a.v.)’e olan muhabbetini dile getiren kasideler söyledi.
Molla Câmî, hacdan dönünce, Hüseyin Baykara’nın kendisine tahsis ettiği bir medresede ders vermeye başladı. Fatih Sultan Mehmed Han’ın arzusu üzerine İslâmi tabir ve terimleri içine alan iki risâle yazıp, İstanbul’a gönderdi. Davet üzerine kendisi de yola çıktı. Konya’ya varınca Fatih Sultan Mehmed Han’ın vefat haberini duyup, geri döndü. Daha sonra, Sultan İkinci Bayezid Han tarafından İstanbul’a davet edildiyse de, gelmesi mümkün olmadı.
Mevlana’yı çok sevenlerden biri anlatıyor: “Ashab-ı Kiram düşmanlarından biri, Câmî ile münazara etti. Ashab-ı Kiram aleyhinde kelimeler sarf etti. Buna Câmî öyle cevaplar verdi ki, o Ashab-ı Kiram düşmanı, konuşacak tek kelime bulamayıp sustu. Fakat Mevlana hazretlerine buğzetmeye, ona gizliden düşmanlığa başladı. Biz bu adamın en kısa zamanda bir belaya uğrayacağını ve Ashab-ı Kiram efendilerimize dil uzatmanın cezasını anında çekeceğine inanıyor ve bekliyorduk. O, biraz ötede duran atının yanına gidip, yemini yiyip yemediğini kontrol etmek için, elini atın başındaki torbanın içine soktu. At, birden sahibinin şehadet parmağını ısırıp kopardı. Bağırmaya başladı. Herkes ne oluyor ne var diye etrafa toplandı. Biraz sonra yere yıkıldı ve büyük bir ızdırap içinde kasılarak kan kaybından öldü. Doğrusu, cezanın bu kadar kısa bir zaman içinde verileceğini tahmin etmiyorduk.”
Yine ondan bir anekdot: Bir deve yularını sürükleyerek kırda otluyormuş. Fare deveyi sahipsiz gördüğünden yularından tutup çekmeye başlamış. Koca deve farenin ardına düşmüş ama gide gide farenin yuvasına geldiklerinde ne görsün? Küçük bir delik! Akılsız deve: “Ey ham fikirli, demiş, şu yaptığın işe bak!” Peki, suç kimde? Farede mi? Devede mi?
Molla Cami, 78 yaşında bir Cuma günü dostlarının okuduğu Kur’an-ı Kerim’i dinledi ve son nefesinde Kelime-i Şehâdet söyleyerek Herat’ta vefat etti. Mübarek kabri ziyarete açıktır. Dünyanın dört bucağından gelen âşıkları, kendisini ziyaret ederek, mübarek ruhundan saçılan feyzlerden istifade etmektedirler.
Molla Cami’nin sohbetinde bulunanlar, gam ve kederlerini unuturlar, neş’e ve ferahlık duyarlardı ki; Halkın övmesine ve yermesine ehemmiyet vermezdi. Şöhretten kaçardı. İhtiyacından fazla malını sadaka olarak muhtaçlara dağıtırdı. Allah şefaatine nail etsin. Cumamız mübarek olsun diyorum. Vesselam…

ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

BALTANIN SAPI BİZDEN OLMASA BARİ

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.