KUTSAL TOPRAKLAR-6

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mekke yolculuğumuza başladığımızdan kısa bir süre sonra Zülhuleyfe’de durarak ara verdik. Çünkü burası Medine-Mekke arasındaki Mikad sınırıdır. Burada niyet ederek umre namazını kıldık. Bu şekilde hareket etmek efendimizin sünnetidir.

Mekke ile Medine arası yaklaşık Ankara ile İstanbul arasındaki mesafe kadardır. Yolculuğumuz 5 saat sürdü. Mekke ve çevresi büyük dağlarla çevrili, yer yer granid kayalarla kaplı. Deniz seviyesinden 280 metre yükseklikte, Kızıldeniz’e 75 km uzaklıkta bir yerdir. 7 bin büyük, 5 bin küçük, toplamda 12 bin irili ufaklı dağların bulunduğu bir bölgedir. Kurak ve sıcak bir iklimin hâkim olduğu Mekke, düzensiz yağışlar ve konumu dolayısıyla tarih boyunca büyük sel felaketlerine uğramıştır. Bünyesinde Kâbe’yi barındırması ve kutsal belde olarak kabul edilmesinden dolayı Mekke’ye birçok isim verilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Mekke- Bekke, yeryüzünde ki bütün yerleşim birimlerinin merkezi ve Müslümanların kıblesi olması hasebiyle. Güvenli yer anlamında El-Beledü’l-Emin… Dönüş veya dönüş yeri anlamında Mead isimleri verilmiştir. Bunların dışında Mekke’ye “Kadise, Makdese, Harem, Bera, Salah, El-beledü’l-haram vb. isimler de verilmiştir. Bütün bu bilgileri rehberimizden öğreniyoruz.

  Mekke’de 7 gün süreyle kalacağımız 20 katlı 4 yıldızlı Ramada otele yerleştik. Yorgunluğu hiçe sayarak hiç durmadan doğruca Kâbe’ye hareket ettik. Yürüyerek kaldırımları adımlıyor ve Mescid-i Haram’a doğru ilerliyoruz. İşte karşımızda o muhteşem minareler… Mescid-i Haram yavaş yavaş o güzel yüzünü bizlere gösteriyor, Lebbeyk nidaları arasında. Bu sırada sabah namazının ikinci rekâtına yetiştik. İlk işimiz arkadaşlarımızla birlikte toplu halde niyet ederek tavafa girmek oldu. Hacerül Esved’in önünde “Bismillahi Allahu Ekber” diyerek selam verip, başlıyoruz. İlk şavtımızı yapmaya Makamı İbrahim yönünde dönüyoruz. Tam yedi dönüş yapacağız. Bu her bir dönüşe bir şavt deniyor. Dualar, tekbir ve tahlillerle niyazda bulunuyor, tamamlıyoruz şavtlarımızı. Her dönüşte de Kâbe’nin Yemen’e bakan köşesine Rüknu yemani deniyor. O köşede Hacerül Esved’e selam veriyoruz. Tavaf sonrası tavaf namazımızı kılıp bir bardak zemzem içip serinleniyoruz.

Hacerül Esved’i kızım Sena ile birlikte ayrı ayrı kafamızı sokarak öpmenin hazzını alıyoruz. Daha sonra say yapmak üzere, Safa tepesine geldiğimizde aklımıza ilk gelen Hicret’in gelini Hacer validemiz, oğlu İsmail peygamber ve zemzem oluyor. Safa Tepesinden başlamak üzere yedi kez Safa-Merve arasını çalımlı bir şekilde yine dualarla, zikirle tamamlıyoruz. Tıraş olduktan sonra ihramdan çıktık. Böylece ilk umremizi yapmanın mutluluğunu yaşıyorum.

 Hz. İbrahim (as) ateşe atılmakla, biricik oğlunu kurban etmekle, hanımını ve kucağında ki çocuğuyla birlikte bu ıssız vadiye bırakıp gitmekle imtihan olmuştu. Dağların arasında ki ıssız bir vadi, su yok, yiyecek yok, yardım istenebilecek bir Allah’ın kulu bile yoktur. Ama yaratıcının kendisi… İşte bu terk ediş esnasında hicretin gelini Hz. Hacer, İbrahim’e bir tek şey soruyor: “Bizi bu ıssız yere bırakıp gitmek, senin düşüncen mi? Yoksa sana bunu yapmayı Allah mı emrediyor?” Bu soru üzerine Hz. İbrahim: “Bu Rabbimin emridir” deyince Hz. Hacer bir peygamber eşine yakışan fedakârlıkla “Öyleyse o bizi zayi etmeyecektir” diye teslimiyet gösterir.  Issız dağlar ortasında kalan Hacer’le oğlu İsmail’in bebek haliyle susuzluktan ağlaması üzerine Safa ve Merve arasında koşuşturan ve yavrusuna bir yudum su arayan anne Hacer, Merve tepesine yedinci kez geldiğinde evladının ayaklarının altından bir su fışkırdığını görür. Koşarak gelir ve suyun etrafını kumlarla çevirerek küçük bir havuzcuk oluşturur. Ve zemzem (dur) demektedir.

Çölün ortasında ıssız bir vadide kayalıklar arasından akmaya başlayan bu mübarek tatlı su kısa sürede etrafında küçük bir insan topluluğunun çoğalmasına sebep olacaktır. Hem su yerine hem de ekmek yerine kullanılan bu suyu oradan geçmekte olan Yemenli Cürhümi kabilesi görür ve bu subaşında konaklamak için Hz. Hacer’den izin isterler. Hz. Hacer’de onlara izin verir.

 Daha sonra Amelikalar gelmiş, zemzem suyunun kenarında konaklamışlar, o günden sonra küçük bir kasaba şeklinde Mekke şehri oluşmuş. Hz. İbrahim, asıl yaşadığı yer olan Suriye bölgesinden sık sık hanımı Hacer’le oğlu İsmail’i ziyarete gelir. Allah’ın emriyle İbrahim Peygamber oğlu İsmail’in gençlik yıllarında Mekke’ye uğradığı bir zamanda Hz. Âdem döneminde inşa edilen ve Nuh Tufanı ile yıkılan Kâbe’nin temellerini araştırır. Kâbe zemzem suyunun hemen ilerisindedir. Hz. Âdem döneminde ki temelleri bulan İbrahim Peygamber oğlu İsmail’in yardımıyla Kâbe’yi yeniden inşa eder. Bu inşaat sırasında üzerine bastığı taşta mübarek ayak izleri kalır. Makam’ı İbrahim olarak adlandırılan yerde bulunan bu taş camekân içinde şu an da bile görülmektedir.

Kâbe’nin kapısından birkaç metre ilerde bulunan zemzem kuyusu yüzyıllardan beri akmaya devam ediyor. Dünyanın değişik yerlerinden gelen milyonlarca insanın su ihtiyacını karşıladığı gibi bidon bidon ülkelerine de hediye olarak götürüldüğünü görüyoruz. Sadece bu nimet karşısında Rabbimize ne kadar hamd etsek, şükretsek azdır diyorum vesselam…

14 TEM 2010 ÇARŞAMBA

KUTSAL TOPRAKLAR-6
Giriş Yap

Merhaba Yozgat Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!