KUTSAL TOPRAKLAR -3-

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Medine’de insanların hayatları hep Mescîd-i Nebevi etrafında geçiyor. Bizler ise bu dev yapının daha çok birinci ve ikinci açık avluları etrafında dolaşıyoruz. Fırsat buldukça, ibadet edip, Rasûlullah’ın huzuruna gidip selam veriyoruz. İlk fırsatta da minberi ile mihrabı arasında namaz kılıyoruz. Bu mekânlar da yapılan ince işlemelere, hat sanatlarına bakarken gözlerimiz kamaşıyor. Kim yaptırdı diye sorduğumuz da Osmanlı Padişahı Abdülmecid Han karşımıza çıkıyor.

Abdülmecid Han zamanında İstanbul da bir hat yarışması açtırır. Peygamberimizin yattığı yeri en güzel bir şekilde tezyin etmek istiyor. Yarışmayı Abdullah Zühdi kazanır. İstanbul’dan kalkıp Medine’ ye varıp çalışmalarına başlar. Mescidin tavanını kaplayan kubbelerin tamamını ve kıble duvarını şimdiki muhteşem yazılarıyla süslenir. Kubbenin her tarafına binlerce gül resmi çizilir. Çünkü gül Peygamberimizin remzidir. Son olarak Abdülmecit Han Mescidi Nebevi’yi mükemmel bir şekilde tamir ettirmiştir. Yaptırdığı bu Mescidi gelip görmek nasip olmamış. O dönemde de fotoğraf makinesi olmadığı için o günkü mimar başı Mescidi Nebevi’nin maketini yaparak padişaha göndermiştir. Bugün bu maketin orjinalinin İstanbul’da olduğu söyleniyor. Bu maket öyle enteresandır ki, Efendimizin türbesinin kubbesi çıkarılsa, altında binası, oda çıkarıldığında Efendimizin sandukası görülebilmektedir.

Yeşil kubbeyi son kez restore ettiren kişide Sultan ikinci Mahmut’tur. İstanbul’dan projeyi yönetecek yetkililer gelir ama kubbe inşaatında kararsızdırlar. Onları tereddüde iten şey Efendimizin mübarek huzurlarında, nasıl bir adap takınmaları gerektiği hususudur. Sonunda bir karar alınır ve kubbe inşaatı yapılırken hiç dünya kelamı konuşmazlar.

 Yani biri diğerinden tuğla isterken “Bismillah” diyecektir, öbürü çekiç isterken “La ilahe illallah” diyecektir. İşte bu harikulade kubbe ecdadımızın bu hassas anlayışı ile inşa edilmiştir. Bugün Medine’nin ciddi bir şekilde büyümesi, şehir içindeki yeşilliklerin bir bir kaybedilmesine neden oluyor. Hele Mescid-i Nebevi yakınlarında neredeyse hiçbir yerde yeşillik, hurmalık göremiyorsunuz. Her yeri otel binaları işgal etmiş. Gözlerimiz bu önemli mekân da azıcık olsun bir yeşillik ararken Mescid-i Nebevi’nin hemen yakınlarında küçük de olsa bir yeşil alan görebiliyoruz. Araştırdığımızda burasının tarihte önemli bir olaya tanıklık etmiş olan Beni Saide gölgeliği olduğunu öğreniyoruz.

 Burası öneminden dolayı koruma altına alınmış. Medine, Mekke şehrinden bazı yönleri ile ayrılıyor. Bir kere Mekke gibi dağlık bir yapıya sahip değil. Dümdüz bir alan üzerine kurulmuş. Mekke’de çorak bir toprak var. Fakat Medine öyle değil. Havası daha yumuşak olduğu gibi etrafı da daha yeşillik. Hurma bahçeleri, üzüm bağları ve inciri ile ünlü. Hurma deyince de tabi aklımıza hemen yeşil hurmalıklar geliyor. Otel lobisinde otururken hurma pazarlayıcısı hemşerimiz Akdağmadenli Latif Karaer ekibimizi otobüslerle Vadi Batuhan hurma bahçesine götürdü.

 İlk defa bir hurma bahçesinde havuz şeklinde hazırlanmış yerlere hasırlar serilmiş, arkada bizim bildiğimiz eski halı yastıklar döşenmiş hurma gölgeliklerinde güzel bir dinlenme yeri adeta şark köşesi. Hurma ağaçları meyvelerini vermiş, file içerisine almışlar çok güzelde bir görünüm arz ediyor. Biraz sonra ikramlar yapıldı. Latif Karaer hurma ağacı hakkında eline aldığı mikrofonla bilgi verdi. Meğer hurma ağaçlarının olduğu yerin 30 metre altında büyük su kaynakları varmış. Vurulan her kuyudan debisi yüksek sular çıkıyormuş. Bitmez tükenmez şekilde santrifüjlerle çekilen suları bugün kullandıklarını söylüyor hemşerimiz.

Hurma ağacı insanın halasıymış. İnsanla hurma ağacı aynı topraktan yaratılmış. İnsan nasıl erkek ve dişiden ibaret yaratılmışsa, hurmada bir erkek bir dişiden ibaretmiş. Yapısı insan, yapısı gibidir. Meyve verme dönemi insan gibi ergenlik çağı ile başlar.15 yaş ile 45 yaş arası en verimli zamanıdır. İnsanlar gibi  70-80 yaşına kadar yaşadığı söyleniyor. Bir ağaç ortalama 70-100  kg. hurma veriyor. İnsanın kalbi durur, Hurma ağacının kalbi yeşil yaprakların çok olduğu bölgedir, burası kalbidir. Kalp çalışmazsa dallar tek tek sararır ve ölürmüş. Kapısı en tepe bölgede yukarı bakan 8-10 daldır. Bu dalları kesince ağaç ölürmüş. İnsanın beyni vardır, sert bir darbe alınca ölür. Hurmada böyledir. Sert bir darbe alınca ölürmüş. Hurma ağacı insan gibi hissi duyguları olan bir ağaçtır. Acıyı, hüznü, sevinci hissedermiş. Hurmanın yaş dalı kırılsa, ağaç küsüyor, bir daha ki sene hurma vermiyormuş.

Güzel sözlerle ikna ediliyor. O da olmazsa tehdit ediliyormuş. Yanında ateş yakılıyor. Gelecek sene yüzde 80 oranında sonuç veriyormuş. Ağacın gövdesinde ki her dış kabuk bir yaşı belirtiyormuş. Hurmanın yaşını öğrenmek için bu boğumları saydığımızda hurmanın yaşı ortaya çıkıyormuş. Peygamberimizin hurma ağacına dayanarak hutbe verdiğini hepimiz biliyoruz. Mescitteki insanlar çoğalıp da arkadakiler Peygamberimizin sesini duymayınca bir minber yapıyorlar. Terk edilen hurma kütüğü her hutbede ağlıyor. Allah resulü soruyor “Neden ağlıyorsun?” Her zaman dayandığı resulün kendisinden uzaklaşmasına ağlıyor. Peygamberimiz “seni cennetin en güzel köşelerine göndereyim” dediğinde, istemiyor. Bugün o hurma kütüğünü Peygamber mescidinin içerisinde bulunan sütunlardan 119 nolu direğin olduğunu Medine müzesindeki rehberin verdiği bilgilerden öğrendim. Bu direk hakkında Efendimiz “Benim Mescidimin içerisinde şu sütun tarafında öyle bir yer vardır ki insanlar oranın kıymetini bilselerdi. Orada namaz kılıp dua etmek için kura çekerlerdi.” O direğin dibinde dua etme imkânı buldum “elhamdülillah.”

Bunları dinledikten sonra satış mağazasına götürdüler bizleri. Herkes beğendiği hurmadan siparişlerini tek tek verdiler hurmalarımızı aldık. Bugünde gelen dostlarımıza ikram etmenin mutluluğu yaşıyoruz. VESSELAM…

9 TEM 2010 CUMA

KUTSAL TOPRAKLAR -3-
Giriş Yap

Merhaba Yozgat Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!