KUTLU DOĞUM

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hz. Muhammed (sav)’in kutlu doğumunun 1439. yıldönümünde, barış içinde bir arada yaşamak, adalet içinde kardeşçe paylaşmak özleminin daha da arttığı günümüzde, O’nu ve kutlu çağrısını doğru anlamaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Yeryüzünde yaklaşık iki milyar Müslüman O’na şahadet getirmekte, O’nu anmaktadır. Sonsuza kadarda O’nun ismi anılacaktır. Hem de Allah’ın ismiyle beraber anılacaktır.

Bu mutlu zaman dilimi, hepimiz için bir bayram günü ve gecesidir. Ortaçağın insanlık üzerine çökmüş kâbusu, içleri karartan bulutları bu gece dağılıp yok olmuş, karanlıklar parçalanarak, yerlerini bu gece aydınlığa terk etmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) miladi 571’inci yılında Rebiyülevvel ayının 12’ncisi gecesi Mekke’de sabaha karşı dünyaya geldi.  Güneş henüz ufku aydınlatmadan âlemler O’nun nuru ile aydınlandı. Şüphesiz O’nun doğumu, insanlığın saadeti açısından, insanlık tarihinin en önemli olayıdır.

İnsanlığı içine düştüğü sapıklık ve cehalet karanlığından aydınlığa çıkarmakla ve onlara hidayet ve gerçek saadet yolunu gösteren son ilahi kitap Kur’an-ı Kerim’i tebliğ etmekle görevli, bütün âlemlere rahmet olan son peygamber, Hz. Peygamber (sav)’in doğumundan daha önemli bir olay düşünülebilir mi?

Efendimiz, risâletinden sonraki hayatı ile insanlar için her bakımdan örnek olduğu gibi, Peygamberlik öncesi yaşayışında da, kendisini tanıyan herkesin güven, saygı ve takdirini kazanmıştı. Bu yüzden Mekkeliler O’na daha çocukluk döneminden itibaren ‘Muhammedü’l-Emin’ (Güven duyulan, kendisine güvenilen Muhammed) diyorlar, hiç kimseye güvenip teslim edemedikleri en kıymetli şeylerini O’na emanet ediyorlardı.

Medine’ye hicret edeceği günlerde bile, kendisinde müşriklere ait bazı emanetler vardı. İslam’ın can düşmanı Ebu Cehil ’in emaneti bile vardı. Hicret için Mekke’den ayrılırken, bunları Hz. Ali’ye teslim etmiş ve sahiplerine verilmesini emretmişti.

Yine bir başka olay, Kâbe’nin onarımı sırasında ‘Hacer-ül esved’ denilen kutsal taşın yerine konulması ile ilgili olarak çıkan anlaşmazlıkta, Mekkelilerin O’nun hakemliğine razı olmaları da kendisine olan güvenlerinin bir sonucuydu. Çünkü haktan ve dürüstlükten ayrıldığı, şaka bile olsa, yalan söylediği hiç görülmemişti. Nitekim Peygamberliğini ilan ettiği zaman, iman etmeyen ve bu yüzden kendisine düşmanlık besleyenler bile, O’na ‘Yalancı, yalan söylüyor’ diyememişlerdi.

Başka bir olayda efendimiz; ‘Size, şu dağın arkasında, düşman atlarının bulunduğunu, baskın için hazırlandıklarını söylesem bana inanır mısınız?’ dediği zaman, orada bulunanlar hep bir ağızdan: “Evet inanırız, çünkü sen yalan söylemezsin, şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık.” diye cevap vermişlerdi. Evet, dostlar, Hz. Muhammed (sav) insanlığın en cesuru, en doğru sözlüsüdür. En vasıflısı, en yumuşak huylusu ve en geçimlisidir.

O’nu ilk defa gören heybetinden titrer, birlikte yaşayan gönülden severdi. Zayıfı korur, yetimi himaye ederdi. Aç olanı doyurur, açığı giydirirdi. İnsan hayatına ve insan haklarına çok değer verirdi.

Sağlığa önem verirdi. Temizdi, temiz olanı yer, temiz olanı giyerdi. Sözünde dururdu. ‘Lânetçi olarak değil, rahmet için gönderildim’ buyururlardı. ‘Allah’ım kavmimi bağışla, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, onlara hakikati göster’ diye dua ederdi.

Biz de böyle bir Peygamberin ümmeti olarak O’nu sadece bu günlerde değil, hayatımızın her anında anıyor, O’nun getirdiklerini tümüyle kabul ediyor, iman ediyor, O’nun şefaatini bekliyoruz.

O’nun ümmeti olduğumuz için, ne kadar iftihar etsek azdır. O’nun kıymetini her zamankinden daha fazla bilelim diyorum VESSELAM…

16 NİSAN 2010 CUMA

KUTLU DOĞUM
Giriş Yap

Merhaba Yozgat Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!