İLKBAHARDAN SONBAHARA

İlkbaharın gelişini, cemrenin önce havaya sonra suya daha sonrada toprağa düştüğünü bir yazımda belirtmiştim. Hatta Mümkün olsa da bir cemrede yüreğimize düşse ve yüreğimizde de havayla, suyla, toprakla birlikte ısınsa. Isınsa da çiğdem çiçek açsa dedik ilkbahar geldi, çiğdem çiçek açtı derken arkasından koskoca bir yaz geldi geçti.

Yozgat’ta genellikle yaz ayı ikindi güneşine benzer. Kısa sürede üzerimize güneş düşer ısıttım, ısıtacağım derken önemini, özelliğini birden kaybediverir. Her mevsimin kendi sırrını içinde sakladığına, kış olmadan yazın, yaz olmadan baharın, gece olmadan gündüzün, yaşlılık olmadan gençliğin değerinin bilinmeyeceğini… İşte cemreler birbiri ardına düşmeye başlayınca kısa bir süre sonra toprakta canlanmaya, ağaçların kabuklarına su yürümeye bitkilerin içinde “gül ateşi “tutuşmaya başladıktan 4–5 ay sonra tekrar havalar üşümeye, üşütmeye başlıyor bugünlerde.

Yapraklar sararmaya başladı şimdilerde. Günbegün yeşillik tabi güzelliğini hazan yaprakları gibi solmaya terk edecek. Birde bakacağız ki belki gündüz belki de gece karanlığında bembeyaz arzı kaplayan karla uyanacağız. Ömrü olan herkes görecek ki sonbahardan sonra uzunca bir kış mevsimi geçireceğiz.

Yer demir, gök bakır olacak. Üşüyeceğiz, paltolarımızı kışlık kabanlarımızı, kışlık botlarımızı giyeceğiz. Önümüzde ki günlerden başlayarak 6–7 ay gibi bir süre sobalar yanacak, kalorifer kazanları ateşlenecek, doğalgaz olan evlerde aile içinde bile münakaşa, münazara tartışmalar başlayacak. Kombinin düğmesini biri açarken, yaşlı olan eller kısıverecek kimse görmeden. Sağlık olsun.

Sayılı günler gelip geçecek sonbahar, kış derken bahar gelecek doğa tekrar canlanacak. Hayat alabildiğine renklenecek. Koyunlar kuzulayacak. Kuzular meleyecek! Leylekler gelecek cıvıl cıvıl kuşlar ötecek! Ağaçlar tomurcuklanacak birkaç hafta sonra önce çiçek, sonra yaprak açacak. Kuşlar yuva kuracaklar, çiftleşecekler. Yumurta yapıp kuluçkaya yatacaklar. Sonra cıvıl cıvıl doğacak yavrularına ağızlarında yiyecek taşıyacaklar.

O günleri tekrar yaşayabilmemiz için koskoca günler ve aylar geçecek. Bugün sonbaharın gelmesi ile hayat tersine her zaman ki Âdetini geleneğini bozmuyor. İlkbaharın gelmesi ile gelen turnalar bu kez sıcak ülkelere sıcak denizlere, vadilere göç ediyorlar. Diziler halinde peş peşe…

Doğanın canlanması ile hareketlenen yaratıklar yine yuvalarına girecekler gizlenebildikleri kadar toprak altında kış uykusuna yatacaklar havaların tekrardan ısınmasına kadar. Bu güzellikleri bizim fark etmemiz ve o “fark” içinde şükretmemiz için yaratan Rabbimize şükretmemiz gerekmez mi?

Silkinelim dostlarım, silkinelim. Hayat; ticaretten, para kazanmaktan, stok yapmaktan, mal pazarlamaktan, zengin olmaktan da ibaret değildir. Yine hayat; kavgadan, kin ve nefretten, haset ve fesattan, savaştan, krizden de ibaret değildir. Hayat doyumsuz bir güzelliktir. Hayatın güzel taraflarını görebilmemiz için peygamber (s.a.v.) ashabıyla birlikte bir yerden geçerlerken ölmüş bir köpeği görürler, habis kokudan yanındaki herkes burnunu tutarken efendimiz (s.a.v.) köpeğin dişlerine bakarak ne güzel de dişleri var, diyor. “Köpek çürümüş gitmiş, derisi parçalanmış, kemikleri ayrılmış kokmuş, ama dişleri hala çok güzel”

Dostlar, dünya bozulmuş, çürümüş, kokuşmuş… Ama hayat hala çok güzel… Dün ilkbahar, yaz, bugün sonbahar, yarın kış olacak Vesselam…

29 EYL 2009 SALI

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Büyüksoy - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Merhaba Yozgat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Merhaba Yozgat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Merhaba Yozgat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Merhaba Yozgat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.