FÂTIMATÜ’Z-ZEHRA

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bugün hayırlı bir evlat, sabırlı bir yol arkadaşı, sadık bir sevgili, merhametli bir anne, Peygamber Efendimizin göz nurum, ciğerparem diye buyurduğu en sevgili evladı olan Hz. Fâtıma’yı kaleme alıyorum.
Peygamberimiz (s.a.v) in en küçük kızı, Hz. Ali’nin hanımı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in anneleridir, İslâm’ın yetiştirdiği örnek bir kadındır. O her zaman kocası için mükemmel bir eş, çocukları için şefkatli bir anne, Peygamber efendimiz (s.a.v.) içinde hayırlı bir evlat olmuştur. Cennetle müjdelenen dört kadından biridir. Kadınlık âleminin her yönüyle yolumuzu aydınlatan en parlak yıldızlarındandır Fâtımâtü’z-Zehra…
‘Zehra’ ay gibi parlak demektir. Ay güneşten aldığı ışığı yansıtır. Güneşin ışığı ile güzelleşir. Fâtıma da kâinatın efendisi Hz. Muhammed’den aldığı ışığı yansıtmış, onun nuruyla güzelleşmiştir.
Peygamber efendimizin risâletinin beşinci yılında, hicretten sekiz yıl önce Mekke’de dünyaya gelen Fâtıma’nın doğum müjdesini Resûlullah şu cümleleriyle veriyordu: “İşte şimdi vahiy meleği bana geldi ve bu doğan çocuğu kutladı. Allah ona Fâtıma adını verdi.”
Cahiliye geleneğinde kız çocuğu babaların yüzünü kızartan büyük bir utanç vesilesi olarak görülür ve diri diri toprağa gömülürdü. Bu ortamda Peygamber efendimizin vermiş olduğu Fâtıma’nın doğum müjdesi aynı zamanda kadınların kurtuluş müjdesi de olmuştu.
O, kısacık ömründe İslâm kadınına örnek olacak zorlu ve çileli bir hayat sürdü. Fâtıma çocukluğunu Hz. Hatice gibi bir annenin terbiyesi altında geçirdi. İslam’ın en zayıf, Müslümanların en çok ezildiği bir ortamda anne ve babasının güzel ahlakı, merhameti, şefkati ile yetişti.
Babasının ve Müslümanların çektiği acılara o da en az onlar kadar ortak oldu. Babası evden çıkıp İslâm’ı tebliğ ederken o, ya endişe içinde merakla kapıda bekler ya da babasını adım adım izleyip onu kollamaya çalışırdı.
Bir gün Hz. Peygamber Mescîd-i Haramda secdedeyken, müşrikler her zamanki vahşilikleriyle bir deve işkembesini onun başına atıp kahkahalarla eğlendiler. Bunu gören Fâtıma o pislikleri elleriyle temizleyip babasını evine götürdü. Hz. Peygamber Fâtıma’ya hem babalık hem analık yaparken, Fâtıma da o zorlu ortamda hem “babasının kızı” hem de “babasının annesi” olmuştur.
Fâtıma, âlemlerin Efendisinin huzuruna gelse, Allah’ın Resulü onu ayağa kalkarak karşılar ve kendilerinin oturduğu mindere oturturlardı. Eğer Allah’ın Resulü, Fâtıma’nın yanına gitseler, Fâtıma onu ayağa kalkarak karşılar, hürmetle ellerini öper, kendi oturduğu yere oturturdu.
Hz. Ali ile yaptığı güzel evlilikten yaklaşık bir yıl sonra, hicretin üçüncü yılı ve ramazan ayında iken dünya tatlısı bir evlada sahip olur. Hz. Hasan’ın doğumu, aile içinde özellikle Fâtıma için çok güzel ve özel bir başlangıç oldu. Artık o bir anneydi. Bu bambaşka bir duyguydu. Bu duygusunu diğer annelik duygularından ayrı kılan en özel sebep Allah Resulünün soyunun devam edecek olmasıydı.
Fâtıma, cennet kadınlarının en üstünlerindendir. Annemiz, tüm Müslümanlara örnek olacak bir hayat tarzı yaşamıştır. Peygamber kızı olmasına rağmen o da diğer Müslümanlar gibi, yarı aç, yarı tok yaşadı. Kendisine, annesi Hz. Hatice’den miras kalan hediyelerin hepsini İslam yolunda, Allah için efendimize verdi ve diğer
Fâtıma bütün ev işlerini kendisi yapardı. Yardımcısı yoktu. Kuyulardan su taşır, yedikleri ekmeğin ununu el değirmeni ile yapardı. Un yapmaktan elleri nasır tutmuştu. Yine de çektiği bütün sıkıntılardan hiçbir zaman şikâyet etmedi.
Peygamber Efendimiz(s.a.v) ölmeden önce hasta yatarken Allah’tan aldığı ilhamla Fâtıma’ya öleceğini söyledi. Nitekim 6 ay sonra da vefat etti.
Fâtıma’nın kısa yaşamında gösterişe, giyim kuşama, eşyaya, dünyalık şeylere ayıracak zamanı hiç olmadı. O çilelerle dolu bir hayat yaşadı. Allah şefaatine nail etsin, Bu mütevazılığı örnek almalıyız diyorum. Cumamız mübarek olsun. Vesselam…

FÂTIMATÜ’Z-ZEHRA
Giriş Yap

Merhaba Yozgat Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!