BEYNİN AYNASI

18. yüzyıl başlarında Yozgat’ın kuruluşundaki toprak içine gömülü kerpiçten yapılı evler zamanla ahşap evlere, en son ise kargır yapılara dönüşmüş. Ze...

Ahmet Büyüksoy
Ahmet Büyüksoy Tüm Haberleri

18. yüzyıl başlarında Yozgat’ın kuruluşundaki toprak içine gömülü kerpiçten yapılı evler zamanla ahşap evlere, en son ise kargır yapılara dönüşmüş. Zengin ve varlıklı kişilerde konaklar yaptırmışlardır.

Hepsinin ortak noktası geniş, bahçeli ve göz kamaştıracak güzellikte yapılar olmasıdır.
Yeni nesil ecdadımızın yaptığı bu eski yapıları yıkıp yerine yenilerini, şimdiki beton yığınlarını yapıyorlar.

Bizim eskilerden farkımız, kafamızın aç, midemizin dolu olmasıdır.
İçinde bende dâhil olmak üzere midelerimizi doyurduk. Fakat kafalar aç kaldı. Eskilerin hem kafaları hem de mideleri doluydu. Yeni kurulan semtlere yapılan büyük büyük binalar, 4+1 evler, villalar, konaklar, dolu bir kafayla, donanımla değil sadece mideler düşünülerek yapılıyor günümüzde.
Binalar inşa edeceğiz derken bir tabiat katlediliyor. Hem doğayı tahrip ediyor hem yeşili ve ağaçları yok ediyor. Şehirler gelişirken, beton çöplüğüne dönüşüyor.

Bir Mimarın, bir Mühendisin, bir Müteşebbisin, bir Belediye Başkanının, bir Fen İşleri Müdürünün kafasının içi nasılsa, yaptığı yaptırdığı işler de öyle oluyor.
Eski insanların belli ki diplomaları yoktu ama kafaları doluydu. Yaptıkları da imar anlayışları da bugünkünden çok daha ileriydi. Güzeldi, estetikti, fıtrata uygundu.
İnsanı rahatsız etmeyecek derecede düzenliydi.
Örnek mi;
İşte Yozgat’ımızda bulunan Çapanoğlu Camii,
İşte Saat Kulesi,
İşte Hayri İnal Konağı,
İşte Karslıoğlu Konağı,
İşte Nizamoğlu Konağı ve diğerleri.
Hala içinde oturulabilen, yıkılmadan günümüze kadar ayakta kalmayı başaran toprak evler, ahşap evlerden daha sıhhatliydi.
Ahşap evlerde beton evlerden daha güzel, daha sağlığa uygundu.

Her meselede olduğu gibi ülkemizde mimarinin bir beyin ve kafa sorunu olduğunu düşünüyorum. Bir belde reisinin kafasının içi nasılsa, imar planları, mimari anlayışı ve ortaya koyduğu mimari yapılarda öyledir. Kafasının içi güzel olanların beldesi de güzeldir. Çirkin olanların beldeleri de çirkindir. Kafasının içi faal olanların beldeleri de faal oluyor. Ziya Paşa’nın: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” dediği gibi.
O halde insanların kafalarını düzeltmek, beyinlerinin içine güzel programlar koymak gerekir.

Allah(cc) ilimleri; peygamberleri vasıtasıyla, insanlara öğretti,
Peygamberler her devirde insanlara eşya isimlerini ve sanatı öğrettiler. Demiri Davut Peygamber keşfetti, gemiyi Nuh Peygamber ümmetine öğretti.
Allah en büyük sanatkârdır. Bu kâinatta Allah’ın süsünden daha güzel bir süs, onun sanatından daha güzel bir sanat eseri düşünülebilir mi? Gökyüzü, bulutlar, ay, yıldız, güneş… Hepsi bir düzen, bir ahenk içinde işliyor. Rabbimizin güzelliği bizlere sireyet ediyor.

Bizlerde bunlardan ilham alalım. Eserlerimize içimizdeki güzellikleri yansıtalım. Düzeni bozmadan, canlıları tehdit etmeden yaşanabilir bir çevre bırakalım geride diyorum. Vesselam.

11 Tem 2023 - 04:00 -

Mahreç  Ahmet Büyüksoy


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Merhaba Yozgat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Merhaba Yozgat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Merhaba Yozgat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Merhaba Yozgat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.