DOLAR

18,8217$% 0.02

EURO

20,4332% -0.16

STERLİN

23,1734£% -0.17

GRAM ALTIN

1.164,54%-0,12

ÇEYREK ALTIN

1.915,00%-0,15

BİTCOİN

434688฿%1.00581

a
Ahmet Büyüksoy

Ahmet Büyüksoy

01 Şubat 2023 Çarşamba

SAYA GELENEĞİMİZ

SAYA GELENEĞİMİZ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yozgat, tarım ve hayvancılıkta öncelikli illerimizden birisidir. Yapılan istatistiklerde tarıma dayalı hayvancılık %76’lara çıkar. 20 yıl öncesinde küçük köylerimizde 4-5, büyük köylerimizde 7-8 sürü koyun varlığı olurdu.
Ekim ayının 25’i geldi mi koç katımı yapılırdı. Kalabalık önünde koçlar özenle boyanır, boyunlarına bereket sembolü olarak elma takılır, üzerlerine havlu ve mendil bağlanır, doğacak yavruların dişi olması için kız çocukları koçların üzerlerine bindirilirdi.
Koç katımından itibaren 100 gün geçtiğinde koyunların karnındaki kuzular canlanırdı. Bu olay her yıl Ocak ayının sonlarına karşılık gelirdi. Kuzuların ana karnında canlanmasını kutlamak Orta Asya’dan beri süregelen geleneklerimizden biridir. Bizim köyden tanıdığım kıdemli çobanlardan Tatar’ın Durak, Memili, Topal Yaşar, Kör Dını’nın Hasan, Ayaz İsmail bunlardan bir kaçıdır.
Ocak sonu Şubat ayının ilk haftasında bir gece toplanırlardı. Gençleri çeşitli rollere girmesi için değişik kıyafetler giydirip süslerlerdi. Bu kıyafetler bazen koyun postlarından yapılmış soğuk geçirmeyen kürkler, bazen de çul çuval olurdu. Yanlarında köpekleri olur, eşeğin üzerine bir heybe atarlardı. Boynuna koyun tongurdakları takarlar. Hareket anında değişik sesler çıkartırdı. Gecenin zifiri karanlığında mahalledeki evleri güle eğlene gezerlerdi. Bir evin önünde dururlar, içlerinden sesi güzel olan biri ev sahibine bağırırdı;
“Ey ahali!
Ey ev sahibi!
Sayacı geldi Sayacı!
Bahar geçti güz oldu.
Toklu idi yoz oldu.
Saydık saydık yüz oldu.
Sayanız kutlu olsun.
Bizim bahşişimizde bol olsun.”
Diyerek tekerlemeyi tekrar ederlerdi. Buna alışık olan koyun sahibi ağalar, ablalar, tereyağı-bulgur-tavuk-ekmek-saya çöreği-yumurta gibi gıda maddelerini bol bol hediye verirlerdi.
Melek ebem rahmetli biz çocukken saya gezmeye gelenlere dolu dolu ikram yapardı. Kendisine bunların kim olduğunu sorduğumda “koyunlarımız yüzüncü güne ulaştı. Koyunlarımızın karnındaki kuzula canlandı. Bolluk ve bereket gelecek. Onun için bugün sevinçliyiz” derdi. Çobanlara havlu, çorap, mendil ve yiyecekler verirdi.
Her seferinde: ‘Oğlum, babanın koyunları yayılıyor, hatırı sayılıyor. Benim koyunlarım yok ki hatırım sayılsın’ derdi.
Heyhat heyhat! Öz be öz tarihimiz içinde kültür değerlerimizden olan saya gezme geleneğimizde maalesef yok olmaya yüz tuttu. Yüz tuttu ne demek, hiç kalmadı desek yerinde olur. Bugün ne koç katımı yapılıyor ne saya gezmesi.
Âhirkelâm, geçmişimizden günümüze tarihimiz, kültürümüz, örfümüz, anane ve geleneklerimiz bir bir yok olmaya yüz tuttu. Hele Saya geleneğini bırakın, sanal medya olmasa bugün yetişen nesil koyunu internette görmese koyun olduğunu bilmeyecek diyorum.
Vesselam…

Devamını Oku

YETERKİ AĞALARI EVET DESİN

YETERKİ AĞALARI EVET DESİN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ak Parti şimdiden yeni bir İl Başkanı arayışı içine girdi. Yanlış hatırlamıyorsam kurucu İl Başkanı Yusuf Bahri Yazarel’den itibaren Zekeriya Avşar, Metin Eroğlu, ikinci kez Zekeriya Avşar, Av. Yusuf Başer, Fahri Açıkgöz, Harun Lekesiz, Celal Köse, Çelebi Dursun’dan sonra Mali Müşavir Yusuf Başer onuncu İl Başkanı olarak bugüne kadar görev üstlendi.
Seçim takviminin belirlenmesiyle birlikte mevcut İl Başkanı Yusuf Başer’de diğer adaşı Yusuf Başer gibi Milletvekili olmak için kolları sıvadı.
Yirmi yıllık Ak Parti iktidarı önümüzdeki günlerde Yozgat için on birinci İl Başkanını seçecek. Kulislerde yeni isimler konuşulmaya başlandı. Bu isimler arasında kimler yok ki.
Aday adayları Başer’den boşalacak olan koltuğu doldurmak için şimdiden yarışa başladılar.
Zaman zaman yazıyorum. Bu tür yerlere talip olacak kişiler önce kendilerini check-up yaparak test etmeliler. İl Başkanlığı öyle sıradan bir iş olmasa gerek. En başta ehliyet ve liyakat esas olmalıdır. Bilgi, tecrübe, görgü, izan, irfan sahibi gibi değerlerin yanında olgun, münevver, siyaset bilen, halkı kucaklayan, sevgiyi, saygıyı esas alan birilerinin olması gerekmez mi?
Eskiden Yozgat’ımızda iki TV kanalı vardı. Siyasetin nabzı buralardan tutulurdu. Şimdi de böyle olsa, telaffuz edilen isimler buralara konuk edilse Yozgat’ın geleceği ve mensup olduğu partinin plan programı hakkında ne söylerlerdi acaba.
Diğer partilere mensup İl Başkanlarıyla birlikte yapılacak bir açık oturumda, bir panelde, bir söyleşide partilerini nasıl savunurlardı doğrusu merak ediyorum.
Buradan açık yüreklilikle söylüyorum. Bana öyle geliyor ki ismi zikredilenlerin birçoğu bu kanallarda yüklendikleri misyonu anlatma konusunda sıkıntı çekerlerdi.
Yine eskiden siyaset bilimci dediğimiz başka bir ifadeyle ombudsman olarak bildiğimiz kişiler gezer, görür, dinler ve bildiklerini halk ile paylaşırlardı ve hedefi on ikiden vururlardı. Siyasette ehliyet ve liyakat sahibi olarak görmediklerinin vaziyetlerine bakarlar da çalım av almaz derlerdi.
Ak Parti yeni kurulmuştu. Bende o sıralarda bir başka partinin İl Başkanıydım. Bir gün TV kanalındaki bir açık oturum programına davet edilmiştik. Benden başka üç İl Başkanı daha vardı davetliler arasında.
Moderatör Ahmet Yılmaz konuşma sırası gelen İl Başkanlarına ekonomiden, sağlıktan, çarşı pazardan rast gele sorular soruyordu. Ak Partinin çiçeği burnunda İl Başkanı eline birileri tarafından hazırlanmış bir deste kâğıt almıştı. Sorulara bu kâğıtlara bakarak cevaplar verecekti. Konuşma sırasında bende konunun dışına çıkarak kendisine peş peşe iki soru soruverdim. Başkan önce elindeki notları şöyle bir karıştırdı. Elindeki yazılı metinlerden ne benim ne de moderatörün sorusunun cevabını bir türlü bulamayıp öylece kalakaldı.
Şimdi İl Başkanı olacak kişilerin böyle bir zorlukla karşılaşabilecekleri bir ortam yok. Oldu da bitti maşallah İl Başkanı olurum inşallah havasındalar. Ben kimin kötüsüyüm, bende bu işi yaparım diyen aday adayı oluyor. Bu hususta öne çıkanlar, kendini belli edenler olduğu gibi gönlünden geçirenlerde oldukça fazla. Varsın olsun.
Yusuf Başer’den boşalacak İl Başkanlığı koltuğuna kim oturur şimdiden bir şey söylemek mümkün değil. Aranacak şartlar arasında ne seçim, ne kriter, ne ehliyet ne liyakat olacak. Koltuğun sahibi yukardan gelecek bir talimatla belirlenecek.
Bana göre her müracaat edenin şansı var. Yozgatlı evet demese de olur. Yeter ki ağaları evet desin. Diyorum vesselam.

Devamını Oku

DİLİ YAĞLI ELİ BAĞLI VEKİL İSTEMİYORUZ

DİLİ YAĞLI ELİ BAĞLI VEKİL İSTEMİYORUZ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Mayıs ayında seçim yapmak uygun olur” sözünün ardından Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan resmi olmasa da seçim tarihini 14 Mayıs olarak duyurmuştu. Bu tarihteki merhum Adnan Menderes’in “yeter söz milletin” çağrısını da bizlere hatırlattı.
Yapılacak olan seçimin bir ay erken bir ay geç yapılmasının hiçbir önemi olmasa gerek. Bizim ülke olarak en iyi yaptığımız on tane işi sayacak olsanız bunlardan bir tanesi hiç şüphesiz seçimlerin güven ortamı içerisinde yapılıyor olmasıdır.
14 Mayıs tarihinin ilanıyla birlikte siyasette hareketlenmeler başladı. Gazetemizi arayan, cep telefonlarımıza mesaj bırakanlar olduğu gibi sessiz sedasız pusuya yatmış fırsat kollayanlar da yok değil.
Bir tarafta beklentisi olanlar diğer tarafta mevcutlar. Bir daha bir daha vekil olabilmek için temaslarını sıklaştırdılar.
Son yıllarda üç dört dönem Milletvekili olan siyasilerimizde bugünler de ilçe ilçe dolaşıp yaptıkları hizmetleri ballandırarak işlerine geldiği gibi anlatıyorlar.
Elbette herkes görevi esnasında iyi işler yaptığını söyler. Bunlar içinde gözle görülür hizmetler olduğu gibi yapıldığını söyledikleri halde bizim göremediğimiz hizmetleri var.
Bu kimseler fırsat bulsalar bu işi STK’larda olduğu gibi ömür boyu sürdürmeye talipler.
Yıllar öncesinde Yozgat’taki yerel yayın yapan televizyonlarda konuşmacı olarak sık sık bulundum. Yozgat siyasetine kazandırdığım ‘eli çantalı’ tabirini ilk kez kullandığımda bu benzetme büyük beğeni toplamıştı.
Şimdi bu tabiri birçok insan kullanıyor. Doğrusu herkesin de hoşuna gidiyor. Gerçekte Yozgat’ın köyünü kentini ilçe ve beldesini tanımayan, içinde bulunduğu şartları bilmeyen, sadece Yozgat’ta doğup yıllardır şehrine bir daha geri dönmeyen birçok bürokrat, iş adamı, yazarçizer siyaset yapma adına eline çantasını alarak bugünlerde Yozgat’a gelmeyi düşünüyorlar.
Geçtiğimiz kırk yıl içinde görev alan dilleri yağlı, elleri bağlı bir kuruşun hesabını yapan eli cebine bir türlü varmayan kişilerle siyasette yaptık.
Üç dönem Vekillik yapıpta bugüne kadar Yozgatlı birinin lokantasında yemek yemeyen, otelinde yatmayan, esnafından bir kuruşluk alışveriş yapmayan, sadece resmi kuruluşlarda ziyafet sofralarına oturan, devletin kesesinden yiyip içenleri de biliyoruz.
Vekil olup, mazbatayı alan Yozgat’ı terk etti. Maalesef birçoğu geride bir dikili ağaç bile bırakmadılar. Bir daha geriye dönüp bakmadılar bile.
Âhirkelâm buradan sesleniyorum. Ey Yozgat halkı! Geçmişten ders çıkartarak bugünün siyasete soyunanlarını iyi analiz edin. İnce eleyip sık dokuyun. Elinizi vicdanınıza koyun onlar milleti değil, millet olarak bizler onları tartalım diyorum. Vesselam.

Devamını Oku

REGAİP KANDİLİMİZ

REGAİP KANDİLİMİZ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Allah’ın insanlara rahmetini, mağfiretini ve nimetlerini bolca ihsan ettiği aylar ve günler vardır.
Günler içerisinde Cuma mübarek bir gündür. Müminlerin bayramıdır.
Aylar içerisinde ise Recep, Şaban ve Ramazan’dır.
Allah’ın varlığına Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in son Peygamber oluşuna iman eden tüm müminler “üç aylar” diyerek kandiller geçidi olan bu aylara özel önem vermişlerdir.
Ömrü olan her insanın nice Receplere, Şabanlara, Ramazanlara ve arkasından bayramlara kavuşmasını yüce rabbimden niyaz ederim.
Yine rabbimden, bu gün ve geceleri hakkıyla ihya eden aile ve efradına İslâm’ı dolu dolu yaşamayı nasip etmesini dilerim.
Bu aylar geldiğinde Efendimiz (s.a.v.) her zamankinden daha çok ibadet eder: “Allah’ım; Recep ve Şaban ayını hakkımızda hayırlı kıl, bizi Ramazan ayına kavuştur” diye duada bulunurlardı.
Kuşkusuz bu aylar, dünyanın ağır meşakkatlerinde bunalan ruhlarımızı, dinlendirmek ve kulluk şuuru içinde Allah’ın rahmet ve merhametine sığınarak niyazda bulunmak, bugünlerde kalıcı iyilik ve hasenat yapmak tüm Müslümanların sevinç ve kederlerini gönülden paylaşmak olmalıdır.
Yine bu gecede yüce Allah’ın ilahî ihsan ve manevi hediyelerinin diğer zamanlardan daha çok tecelli etmesi, samimi kalple tövbe ederek Allah’a yönelenlerin affedilmelerinin ümit edilmesi ve müminlerce gönülden arzulanması hep dileğimiz olmalıdır.
Bugünde kur’an okunur, mevlitler okunur, salat ve selam getirilir, kaza namazları kılınır.
Esnaflarımız arasında değişik türde kandil simitleri dağıtılır.
Geçtiğimiz yıllarda bu güzellikler yapılırken her kandil gecelerinde ve gündüzlerinde gün geçtikçe daha da yaygınlaşıyor.
Son yıllarda gelişen teknolojik imkânlar sayesinde bilhassa cep telefonları marifetiyle kandil tebrikleri mesaj olarak gönderiliyor.
Bu mübarek günde Camilerde buluşalım.
Madde ve mana arasındaki dengenin, madde lehine bozulduğu günümüzde, insanlar ve toplumlar arasında itilafların bütün dünyayı olumsuz yönde etkilediği gündeyiz.
Akıl yerine silahların konuştuğu bir dünyada insanın ruhunu derin kırılmalardan ve acılardan koruyabilmek için nefis muhasebesi yapmaya her zamankinden daha çok bugünlerde ihtiyacımız vardır.
Bu muhasebe, varlığımızın özünde var olan ve kimliğimizin temelini teşkil eden ahlâki değerlerimizi kaybetme tehlikesinden bizi uzak tutacak en emin yoldur.
İnancımızın bize ısrarla emrettiği bu yol ihmal ve terk edilirse, insanın varlığı değersizleşir.
Bunun toplumsal tezahürü de arsızlık, haksızlık, hırsızlık, yankesicilik, yolsuzluk ve ahlâksızlık olacaktır.
Bununla da kalınmayacak kin ve intikam duygularının yaygınlaşması, merhametsizlik ve sevgisizlik biçiminde ortaya çıkacaktır. Yine nefis muhasebesini hakkıyla yapanlar ve iç dünyasına yönelenlerde görülen ilk değişim, bütün kötülükleri reddedip Allah’ın yaratıp halife olarak gönderdiği insanoğlunun ıstıraplarını yüreklerinde hissedebilmelidirler.
Üç aylar geldi; Regaip dedik bugün Recep ayıyla. Miraç’a gittik o gün Şaban ayında berat ettiğimiz gün. Ramazan, Kadir ile bayram ederiz o gün.

Ahmet ellerini kaldır duaya,
Yavru annesini bekler yuvaya,
Selam gönderdim öten turnaya,
Güzel mekânına varsam efendim.
Aşkınla gönlümüzü bî karar eden nice Regaip kandillerine, Miraçlara, Beratlara ve Kadir gecelerine, arkasından bayramlara eriştirmesini diliyorum rabbimden.
Cumamız mübarek olsun diyorum.
Vesselam…

Devamını Oku

KİSKİCİN ADI ÇİĞDEMİN TADI

KİSKİCİN ADI ÇİĞDEMİN TADI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Zemherinin biri ikisi derken neredeyse on beşine geldik. Görünen o ki Yozgat kışa henüz merhaba diyemedi. Ne kar, ne yağmur, ne kış ne soğuk. Aksine güllük gülistanlık. Termometreler haftalardır 8-10 derecenin üzerinde seyrediyor.

Çiftçiler ektikleri mahsullerin kuruda kaldığını, çimlenme yapmadığını, böyle giderse ekinlerin Allah korusun çil kurusu olacağını söyleyip ciddi manada endişe taşıyorlar. Yozgat’ta doğup büyüyenler bilir ki içinde bulunduğumuz bugünler kışın tam ortası. Karakışta (Aralık)  yağan kar zemheri(Ocak) boyunca devam eder, gücük(şubat) ortasında erimeye başlardı.

Cadde ve sokaklarda kolay kolay yürünmez her taraf kar, buz olur köylerimizde küçükbaş büyükbaş hayvanlar mandıra ve ahırlarda beslenir, dışarıya çıkamazlardı.

Geçtiğimiz Pazar günü gördüm ki koyunlar arazide otluyorlar. Sanki ilkbahar gelmiş. Meyveler yalancıktan tomurcuklanmış, çiğdem de çiçek açmıştı.

Genelde bu mevsimde çiğdem çıkmaz. Kar kış olmayınca güneşte yüzünü gösterince belli ki güneşi gören nebat canlanmış bünyesinde ilkbaharın sembolü olan çiğdemler çıkıvermiş.

Bizim Anadolu’da bolluk ve bereket açısından büyük bir öneme sahip çiğdem çiçekleri, minicik boylarına rağmen eşsiz güzellikteki renkleriyle doğaya renk katmaya başladı. Fırsat bulan imkânı olan çoluğunu çocuğunu sevindirmek adına birer demet çiğdem sökerek kısa bir süreliğine de olsa evine iş yerine taşırlar.

Ben de çocukluğumda arkadaşlarımla dağ yamaçlarının güneye bakan kısımlarına elimize geçirdiğimiz kiskiç denilen aletle çiğdem sökmeye giderdim. Topladığımız çiğdemleri kapı kapı gezdirir çıkan ev sahibine birkaç tane verir, meşhur bildiğimiz şu tekerlemeyi de söylemekten geri kalmazdık.

“Çiğdem çiğdem çiçecik
Ebem oğlu küçücük
Yağ verenin oğlu olsun
Bulgur verenin kızı olsun
Bir şey vermeyen kısır kalsın.

Çiğdem geldi yapıya
Yağ çıkarın kapıya
Yağ olmazsa bal olsun
Eviniz barkınız bol olsun

Dam başında boyunduruk
Bekleye bekleye yorulduk
Bahşiş verirsen giderik
Yoksa akşama dek dururuk”  

Her çaldığımız kapıda bunu duyan ev sahibi alışık olduğu üzere ekonomik durumuna göre bizlere tereyağı, bulgur, yumurta, gibi bahşiş adına hediyeler verirdi. Bahşiş vermeyen olmazdı. Bizde sevinerek topladığımız bulguru yağı bir eve götürürdük. Annelerimizin bunlardan yaptığı yemeği afiyetle yerdik.

Âhirkelâm şimdi ne yağ kaldı ne bulgur. Ne tavuk ne yumurta. Kiskicin adını, çiğdemin tadını bilen yok.  Ne mani kaldı ne ellerinde deme demet çiğdem dağıtan çocuklar.  Gelin hanımlara yönelik yağ verenin oğlu olsun bulgur verenin kızı olsun vermeyende kısır kalsın sözleri de mazide kaldı. Ne örf ne anane ne kültür kaldı. Yine de açan çiğdem çiçeklerimize merhaba diyorum vesselam.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.