ARMUT’A VERİLEN SELAM

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Köyümüzde yaşayan her ailenin az veya çok üzüm bağları olurdu.
Genelde orman eteklerinde bulunan bu bağlar ilkbahardan itibaren işlenmeye başlanırdı.
Temmuz ortalarında üzümler yarı olgunlaşır, buna da alaca düştü denirdi.
O andan itibaren her aile çocuklarını bağlarına bekçilik için gönderirdi.

Yüzlerce çocuk bağlarının başında sabahtan akşama kadar hem bekçilik yapar, hem de türküler maniler eşliğinde çeşitli oyunlar oynayarak eğlenirlerdi.  Karanlık düşmeden çocuklar köylerine gelir, babaları dedeleri de geceleri bağlarının başında yatarlardı.

 Bağ bekleme işi bağlar bozulana dek aralıksız devam ederdi. Bu sayede kimse kimsenin bağına girip üzümünü yolamazdı. Tabi istisnalar hariç. Her dönemde olduğu gibi o köyün delikanlı gençleri, çobanlar, yoldan gelip geçenler heybelerini sahiplerinden habersiz doldururlardı.

Üzüm bağlarının içinde kayısı, erik ve armut ağaçları da olurdu.
Köyün kır bekçisi yüksek bir tepeden geleni geçeni kontrol eder, bağları korur kollardı.

Bir tarafta kayısılar yeter, diğer tarafta armutlar olgunlaşır. Tabi hırsızlarda yine işbaşındadır.  

Bir gün gece vakti gizlice armut yolmaya gelen Deli Murat’ın başına şöyle bir olay gelir.

Murat başına geleceklerden habersiz gelir armutun karşısına geçer. Kimsenin olmadığını düşünür ve ağaca “Selamün aleyküm armut!” der.
Karşı tepeden sesi yankı yaparak kendine geri döner.
Bu durum hoşuna gider ve kendi kendine verdiği selamı alır.
“Aleykümselam Murat Ağa” der ve armut ağacına hitaben devam eder…
“Biraz armut alabilir miyim?” Sonra yine kendi sorusunu cevaplar:
“Hay hay Murat ağa emrin olur. Biraz ne demek tamamı senin… İstediğin kadar alabilirsin.”

 Heybesini açar armutu yolmaya başlar. Bir tane koparmıştı ki önceden ağaca gizlenen bekçi, Murat’ın kafasına sopayı indirir.

Murat, neye uğradığını şaşırır, üzerine yıldırım düştü zanneder ve yere yığılır.
Bekçi ağaçtan sıyrılıp iner, Murat’ı kucaklar.
El kol hareketi yaptırıp kendine getirmeye çalıştıysa da dili dişine kitlenen Murat’ı ayağa kaldırıp konuşturamaz.  Bir hayli başında durduktan sonra bakar ki yapacağı bir şey yok, öylece bırakıp oradan ayrılır.
Bir süre sonra Murat kendine gelir. Hemen apar topar bağlarında yatmakta olan anası Hürü emenin yanına gider. Hürü eme Murat’ın şok geçirdiğini, korktuğunu anlar. Oğluna sorar;

“Ne oldu oğlum. Seni korkutan, döven, söven mi oldu. Bu halin ne?”

“Vallahi ana neye uğradığımı bilmiyorum. Herhalde beni cin çarptı.”

Anası “Nerede nasıl oldu anlat bakalım” deyince anlatmaya başlar;

“Ali onbaşının bağına armut yolmaya gitmiştim. Armuta selam verdim. Gaipten bir ses selamımı aldı. Aleykümselam Murat Ağa dedi. Armut alabilir miyim? deyince de heybeni torbanı doldur istediğin kadar al dedi. Bende bir tane armut almıştım ki tepemde şimşek çaktı, kafama yıldırım düştü. Gerisini hatırlamıyorum” der.

Bu hususta tecrübeli olan Hürü eme oğluna: “Oğlum ne cin çarpması. Olsa olsa bağ sahibi gece karanlığında sana sopayla vurmuştur. Yahut köyün bekçisi yapmıştır. Ne cini, ne şeytanı.
Bak ben sana anan olarak her zaman ki söylediğimi bir kez daha söylüyorum. Kulağına küpe olsun dediklerim. Hiç kimsenin ne ırzına ne namusuna göz koyma bir. Malına, canına kastetme iki. Hakkın olmayan bir şeyi ne al nede çal buda üç.
Murat Oğlum, Dellan oğlum, Aslan Muradım diye başını okşar, bağrına basar, sakinleştirir ve kucaklaşır yatarlar.

Yıllar sonra bekçi Tahtasakal Mustafa bu olayı köy odasında anlatır. Murat’ı da gördüğü yerde “Haydi bir selam verip armut yolda bende senin kafana vurayım” diye latife ederdi.

Hey gidi Bekçi Mustafa, Dellan Murat ve Hürü Eme… Bugün onlardan hiçbir ses seda kalmadı. Hepsi hakka yürüdü diyorum Vesselam.  

ARMUT’A VERİLEN SELAM
Giriş Yap

Merhaba Yozgat Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!