ANALAR HEP AĞLAR

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Geçtiğimiz gün Yozgat bir Şehidi’ni daha kara toprağın bağrına verdi.

Akdağmadeni Arpalık köyünden Uzman çavuş Hasan Hüseyin Özdemir Şahadet şerbetini içti.

Geçtiğimiz 70’li yıllardan bu yana devam ede gelen terör, onlarca can aldı, yuvalar yıkıldı, ocaklar söndü, nice şehitler verdik.

Şimdi de bir başkası.

İdlip’de 34 vatan evladı daha.

Bu ne ilk, nede son olacaktır.

Devletin bekası için milletin evlatları, Hasan Hüseyin Özdemirler, Abdullah Büyüksoy’lar ve daha niceleri, ay yıldızlı bayrağımıza sarılı tabutlarıyla gelecekler doğduğu topraklara.

Yılmadan, usanmadan…

Üstümüze üstümüze geliyor şer güçler.

Gün geçmiyor ki telefonlarımıza mesaj olarak gelmesin…

Televizyonlarımız da son dakika haberleri olarak vermesin…

Gazete manşetlerinde  acı duymadığımız, Yüreklerimizin dağlanmadığı günlerimiz, aylarımız olsun istiyoruz.

Yürekler yanıyor..

İçimiz kan ağlıyor..

Geçtiğimiz yıllarda da 1 günde 6-12-15 hatta 33 şehit verdiğimiz günler oldu.

Kim bu insanlar:

Bu vatanın evlatları…

Suçları: Vatan müdafaası ve şahadet şerbeti.

Ağlayanlar; Analar…

Kalanlar; Yetimler, dullar, boynu bükük çocuklar…

Netice; Vatan sağ olsun…

Yazımın başlığını analar hep ağlar koydum.

Şehit Hasanlar, Hüseyinler ve Abdullahların anaları adına Emine ÖZDEMİR bacımız diyor ki;

“7 Çocuğumun en küçüğüydü, Oğlumun beşiğini ben salladım…

Ateş düştüğü yeri yakar.

Benim acımı başkaları ne bilsin?” Diyerek feryat eden, çığlık atan bir ana..

Derler ya, ağlarsa hep anam ağlar…

Gerisi yalan ağlar…

Hz. Ebubekir (Ra)’nın kızı Esma annemiz; Hz. Peygamber ile Hz. Ebubekir, hicret esnasında Sevr mağarasında 3 gün kalmışlardı.

Hz. Aişe ile Hz Esma anamız, onlara bir kırba su ile bir torba da azık doldururlar. Azık torbasının ağzını bağlamaya ip bulamazlar. Esma anamız; Belindeki kuşağı çıkartarak, ikiye böler, torbanın ağzını bağlar.

Bundan dolayı, iki kuşaklı kadın denilirdi. Allah’ın Peygamberine ve babasına, Sevr mağarasına yemek götürecek kadar cesur bir kadındı.

Oğlu Abdullah bin Zübeyir’in, Haccacı Zalim karşısında yenilgiye uğramak üzere olduğu bir zamanda, teslim olup, olmama hususunda 100 yaşındaki anası, oğlu Abdullah’a; “Evladım, şerefinle yaşa, İzzetinle öl. Kesinlikle esir düşme. Sen kendini daha iyi bilirsin. Eğer doğru yolda olduğuna ve ona davet ettiğine inanıyorsan, yoluna devam et. Şayet, bütün bunları dünya için yapıyorsan. Sen ne kötü bir kulsun.

Teslim olmaktansa, Allah aşkına dünyada daha ne kadar kalacaksın.

Bu durumda ölüm daha güzeldir.” Abdullah’ın öldürülüp, çarmıha gerilmesinden sonra,  Haccac, Esma annemize gelir. “Anacağım! Bir ihtiyacınız var mı?” diye sorar.

Esma annemiz; “öncelikle ben senin değil, şu kazığın ucunda sallanan Abdullah’ın anasıyım.”

Bir ihtiyacım da yok der.

Ağlar Esma anamız…

Oğlunun ölümünden birkaç gün sonrada vefat eder.

Evet, evlatlar şehit olur, analar ağlar…

Eller al giymiş, gider bayrama.

Şu gurbet ellerde, girdim yaslara.

Selam olsun! İdlip’deki Hasan Hüseyinlere.

Uzat ellerini Emine bacım bayram edelim.

 Ruhunuz şad olsun, ey Mehmet’ler. Diyorum. Vesselam… 3 MART 2020 SALI

ANALAR HEP AĞLAR
Giriş Yap

Merhaba Yozgat Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!